Gazetelerdeki övgüleri okuyunca kendi kendime “Acaba ben dün gece başka bir şey mi seyrettim..” deyip televizyonun karşısına çöktüm..
Bizim medya leşkerleri bir konuya takıntı yapıp, taraf oldu mu eninde sonunda işin suyunu çıkarır..
Ben Erdoğan’ın “Sahaya ben çıkıyorum ama beni övmek sizin işiniz.. Göreyim gayretinizi..” dediğini sanmıyorum..
Besbelli ki kampanyaya uyan bir şov olduğu için futbolcu rolünü kabullenmiş, sevdikleriyle birlikte beş on dakika top oynayıp, nostalji yapmak istiyor..
Kaleye gelecek tehlikeli akınları sıfırlaması için oğlu Bilal’i sol beke dikmişti..
Rıdvan, ağır sakat olduğu halde, “Böyle bir yağlama fırsatı kaçmaz..” deyip sahaya
çıkmıştı..
Fatih Terim hatayı yapan Bilal’e hiç kızmadı..
Bir gol de sanki kendisini Arsenal yöneticileri izliyormuş gibi hırslanan Yılmaz Erdoğan’dan geldi..
Efsanenin artık bir şeyler yapma zamanı gelmişti..
“Bu gol Gazze’ye.. Bu gol Filistine..” diye bağırmasından anladığım kadarıyla maçı anlatan spiker, beyazlı takımın İsrail’den geldiğini sanıyordu..
Yıldırım Demirören sahanın en iyisiydi.. Beşiktaş, boş yere sol bek için para harcamış..
Bilal Erdoğan bildiğimiz Bilal Oğlan’dı…