Oysa demokrasilerde bu tür güvenceler şahıslara değil, anayasada tanımlanmış kurumsal düzenlemelere bırakılır, başta yargı bağımsızlığı olmak üzere… Ayrıca mevcut Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın icraatından dolayı sorumsuz olduğu, yargı denetimine tabi olmadığı, yani kimseye hesap vermek durumunda olmadığı dikkate alındığında, denetim meselesi iyice içinden çıkılmaz bir hale geliyor.
Kaldı ki, Erdoğan’ın fıtrat olarak “kuvvetler ayrılığı”nı daha çok “kuvvetlerin uyumu” hatta “kuvvetlerin birliği” şeklinde anlamaya yatkın olduğu, genelde denetleme ve dengeleme organlarını kontrolü altına alma yönünde güçlü refleksler sergilediği herkesin malumudur.
Başbakan’ın yargının hoşuna gitmeyen kararları karşısındaki “yüksek sesli” sicili bu konuda bizi iyimserliğe sevk etmiyor. Anayasa Mahkemesi’nin Twitter yasağını “hak ihlali” olarak gören kararına verdiği şiddetli tepki bile tek başına bu durumu
göstermeye yeterlidir. Bu haliyle vizyon belgesinde denetleme ve dengeleme mekanizmaları konusunda önemli bir belirsizliğin bulunduğunu söylemek hata olmaz.