Anayasa Mahkemesi ihlal kararını verirken başlıca şu noktaların altını çiziyor:
– AYM tarafından verilen ihlal kararlarının nihai ve bağlayıcı olduğuna kuşku yoktur.
– AYM’nin verdiği ihlal kararları başka bir merci tarafından Anayasa’ya veya kanuna uygunluk yönünden denetlenemez, aksi yöndeki değerlendirmelerin anayasal ve yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
– Derece mahkemelerinin görevi AYM’nin görev ve yetkilerinin kapsamını değerlendirmek değil, AYM tarafından tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktan ibarettir.
AYM Birinci Bölümü, bu konudaki hükmünü 15 Mart 2018 tarihinde benzer içerik taşıyan bir dosyada Genel Kurul düzeyinde 17 üyenin oybirliğiyle aldığı ‘Şahin Alpay kararı’nda getirdiği içtihadına dayandırmıştır. Böylelikle AYM’nin bu içtihadının birbirini izleyen kararlarla iyice yerleştiğini söyleyebiliriz.
Sonuçta, verdikleri kararların bağlayıcılığı AYM ve onun da üstünde olan AİHM açısından kesindir. Gerek AYM gerek AİHM kararlarının uygulanması başlığında son dönemde tanık olduğumuz tartışmaların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, AİHM’nin Osman Kavala ile ilgili ‘derhal tahliye’ kararının birinci derece mahkemece uygulanmaması da değindiğimiz bu kuvvetli içtihatlar ışığında problemli bir durumdur.