Erdoğan siyaseti çok seçenekli çalışır. Sadece iktidar kanadıyla hamleler yapmaz, muhalefeti de kurgulayarak yol alır. Memlekette her şey kötüyken ve daha da kötüye gideceğinin işaretleri varken oyunu muhafaza etmekle kalmayıp arttırmasının nedeni de tam burada yatıyor. 2027 yılının kasım ayında ya da 2028 yılının mart ya da nisan ayında hem aday olmanın hem de seçimleri nasıl kazanacağının planını adım adım uyguluyor Erdoğan.
Bunun ilk adımı muhalefet bloğunu dağıtmaktı. Bunu başardı. DEM siyasetini, haksız hukuksuz cezaevinde yatan arkadaşlarını unuturmuş bir durumda külliyeyle İmralı arasında ring yaptırıyor. Hiçbir toplumsal muhalefetin içinde yoklar.
TBMM’de, çıkarılacak Abdullah Öcalan’ı ve PKK’lıları kapsayacak yasal düzenlemelere, umutlarını yitirmiş olsalar da “bozan taraf biz olmayacağız” ısrarıyla yer alıyorlar. Onlar da biliyor Erdoğan’ın zamana oynadığını. Dem içinde barındırdığı ciddi sıkıntıları “şimdilik” yönetebiliyor. Bu ne kadar sürer, orası bilinmiyor.
CHP’nin durumu gerçekten trajik. Uzun zamandır Silivri’ye taşınan muhalefet şimdi tamamen parti içine yönelmiş vaziyette. Her gün dillendirilen yeni parti açıklamaları, mücadelenin artık CHP dışına taşınacağının ama bitmeyeceğinin de göstergesi. Hukuksuz ve politik niyetle verilmiş olan “mutlak butlan” kararı nedeniyle CHP dibe vurmuş vaziyette. Buradaki sorumluluk da kolektiftir; bu tespitten de kaçmamak lazım.
(Aylar önceki yazımın başlığıydı “Erdoğan’ın mikseri CHP’nin içinde” diye. CHP’yi tartışırken hep aklınıza bu görüntü gelsin.)