24 yıllık AKP iktidarı boyunca 8 tarım bakanı değişti. Birisi veteriner diğeri ziraat mühendisi olmak üzere sadece ikisi tarımdan geliyor. 6 tarım bakanı ise tıp, mimarlık ve iktisat işletme mezunlarıdır. Tablo böyle olunca tabii ki tarım çöker denilebilir ama tarımdan geleni gelmeyeni hepsi benzer politikaları savundular.
En uzun tarım bakanlığı yapan Mehdi Eker’di ve “ya köylüler şirketleşecek ya da şirket tarıma girecek” diyerek ülke tarımını şirketlerin insafına bırakan politikaların da sorumlusudur. Kendisi Veteriner hekimdi ve 2013 yılında Türkiye adına, Sudan’da 99 yıllığına 780 bin 500 hektar arazi kiralayarak tarımsal üretim yapma macerasının altında imzası olan kişidir. Et ve hayvan ithalatının yanı sıra ilk defa saman ithalatı onun bakanlığı dönemine rastlar.
Vahit Kirişçi Ziraat Fakültesi mezunu ama buğday yetişmeyen Venezuela’da buğday yetiştireceklerini açıklamıştı. Sonra yerinde incelemede Venezuela’da soya yetiştiğini görünce soya ekileceğini söyleyen hatta Venezuela’nın hayvancılık potansiyelinin Türkiye’den daha iyi olduğunu söyleyen bakandı. Ukrayna Rusya savaşı devam ederken, Ukrayna’dan yapılan mısır, buğday, arpa, ayçiçeği yağı ve tohumu ithalatını tahıl koridorunu açtırarak kazançlı çıkıldığını anlatan bakandır.
Nijer’de 1 milyon hektar arazi kiralayarak tarım üretimi yapma projesi de işletme ve iktisat mezunu olan Bekir Pakdemirli dönemine rastlıyor. Her bakan bir model tartışmasıyla geldi ve sorunları artırarak gittiler.
Çökertilen ülke tarımı, azalan tarım nüfusu, daralan tarım alanları, artan ithalat, talana ve tahribata açılarak yok edilen ormanlar ve meralar, kirletilen sular. 24 yıllık AKP iktidarında Bakanlar değişse de ülke köylüsü ve tarımının yaşadığı sorunlar değişmedi.
Hal böyleyken saksıdaki incir fidanına değil, bahçedeki incire bakmak gerekiyor. Dünya incir üretiminin dörtte birinden fazlasını üretiyoruz ama incir para etmiyor. Fındığın yüzde 65’ini üretiyoruz ama fındık para etmiyor. Çay, buğday hangi tarım ürününe baksak durum aynı. Emek verip üreten köylüye değil tarım ve gıda tekellerinin ihtiyaçlarına göre politikalar belirleniyor. Üreten kazanamıyor, alıp satıp ticaretini yapan kasasını dolduruyor.
Bakan değil sistem sorunlu. O nedenle de köylüyü kendi toprağında şirketlerin ırgatı haline getiren bu düzen değişmeli. Ülkeyi gıda ve tarım tekellerinin tarlası haline getiren, depolar silolar ağzına kadar doluyken halkı açlığa mahkûm eden bu düzen değişmeli. Köylünün elinden 1’e alıp, rafta tezgahta 10’a sattıran bu düzen değişmeli.
Emek verip üretilen üründen umduğunu bulmayınca inciri, karpuzu, kavunu yada domatesi yere çalmak sorunu çözmüyor. Avrupa çiftçisi de ürününü yere döküyor ama örgütlü bir şekilde ortak talepler etrafında birleşip, talepleri karşılanana kadar hakkını arıyor, mücadele ediyor. Saksıyı değil sistemi, sistemi değiştirmek için de mücadeleyi, mücadele için de örgütlenmeyi konuşmak gerekiyor.