Seçim için gelen İngiliz gazeteci havaalanında gözaltına alınıp sınırdışı edildi

Yerel seçimleri izlemek için Türkiye’ye gelen İngiliz gazeteci, Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir gün gözaltında tutulduktan sonra sınırdışı edildi.

Fotoğraf: Twitter @M_Star_Online

Morning Star gazetesinin dış haberler editörü Steve Sweeney ülkesine döndükten sonra gazetesinde kaleme aldığı yazıda başından geçenleri anlattı. Gazeteci, Sabiha Gökçen Havalimanı’nda gözaltında tutulduğu nezarethanenin fotoğrafını da makalesiyle birlikte paylaştı.

Sweeney yazısında herhangi bir neden gösterilmeden gözaltına alındığını, telefonunun el konulup uçağa binenen kadar teslim edilmediğini, şifresini açmaya zorlandığını, gözaltı sırasında seçimi Diyarbakır’da izlemeyi planlaması nedeniyle kendisine birçok soru yöneltildiğini anlattı.

Sweeney’nin yazısından öne çıkan bazı bölümler şöyle:

“Tutuklamamanın nedeni hakkında başından sonuna hiçbir noktada bilgilendirilmedim ve kimse bana ne olduğunu açıklamadı. Neler olup bittiğini birilerine söyleme imkanım yoktu ve yasal hakkım olduğu halde Britanya Konsolosluğu ile iletişime geçmeme izin verilmedi.

Benim haberim yoktu fakat dışarıdaki arkadaşlarım İstanbul’daki konsoloslukla ve avukatlarla irtibata geçmiş. Fakat polis benim gözaltında tutulduğum bilgisini yalanladığı için onlar da bir duvara toslamış oldu.

HDP’den arkadaşlar Diyarbakır’a giden uçaktan inmediğimi söylediğimde alarma geçmişler ve ancak o anda kayıp ihbarı yapılabildi hakkımda. Gözaltına alınmış olmama ilişkin herhangi bir resmi kayıt olmaması ve havaalanında sorgulanıyor olmamın inkar edildiği düşünülünce, başıma her türlü şey gelebilirdi. Türk devletinin elinde yokolabilirdim ve çok rahat bir şekilde bunu inkar edebilirlerdi. Aklıma Cemal Kaşıkçı’nın cinayeti geldi. Türk devletinin de benzer bir eylemde bulunması imkansız değil.

Sorgum kısa ve ehliyetsizdi. Diyarbakır’da ne yapacağıma ilişkin bir kaç sorunun ardından kimin için çalıştığım, ne iş yaptığım soruldu. Sonra da sorguya devam etmesi için daha kıdemli bir memur getirdiler. Bu memur Kürtler hakkında ne düşündüğümü sorarak başladı sorguya. Onların da herkes gibi insan olduğunu ve öyle davranılmayı hakettiklerini söyledim.

Belli ki bana katılmıyordu ve dar milliyetçi zihniyetiyle beni ‘terör sempatizanı’ olarak etiketledi.

Masaya doğru eğilip HDP hakkında ne düşündüğümü sordu. Ben de bir sorun olmadıklarını, yasal bir parti olduklarını söyledim.

Sonra Abdullah Öcalan’ın kim olduğunu sordu. Ben de çoğu insan gibi Öcalan’ın kim olduğunu bildiğimi ve ne yapmaya çalıştığını bildiğimi söyledim. Beni PKK’ya bağlamaya çalışıyordu. PKK’yı HDP’ye bağlamaya çalışıyordu aslında – Erdoğan’ın da seçim kampanyasında yaptığı gibi. HDP’li vekillerin intihar bombacılarının cenazelerine katıldığını Türk vatandaşlara karşı saldırıların emirlerini verdiklerini söyledi – ki bunları destekleyen kanıt yoktu.

Daha da ilginci Abdullah Ocalan’ın HDP’yi yönettiğini iddia etti. Öcalan 1999’dan beri tecritte olduğundan bu beni düşündürttü. O zaman da avukatları aracılığıyla bunu yaptığını söyledi. Ben de Öcalan’ın avukatlarını 2011’den beri görmediğini söyledim. “Muhtemelen haklısın ama öncesinde kesinlikle yapıyordu” dedi. Ben de “Yani Öcalan HDP’yi kurulmadan önce yönetiyordu öyle mi?” dedim. Çıldırdı ve hepsinin terörist olduğunu söyledi.

O noktada yaklaşık 30 saattir uyumamıştım ve tükenmiş hissediyordum. Sadece uykusuz değildim, oniki saattir ne bir şey yemiş ne de içmiştim.

Sorgunun ardından sekiz diğer kişinin tutulduğu bir nezarete alındım. Aralarında bir Azeri, bir Irak Kürdü, üç Türkmen, bir Mısırlı ve beni öldürmek istiyor gibi görünen iki Suudi cihatçı vardı.

Nihayet çağırıldım ve Londra’ya geri gönderildim. Uçağa tüm yolculardan önce alındım ve telefon ve pasaportum Stansted Havalimanı’na bu sabah erken saatlerde inene kadar bana geri verilmedi.”