Şebnem Korur Fincancı: Prosfygika, Avrupa'nın en özgün müşterek yaşam alanlarından biri haline gelmiş durumda

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Atina’da bugün 140. gün.

Prosfygika sakini Aristotelis Chantzis, sürdürdüğü açlık grevi nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Boyu 166 santimetre, ağırlığı 35 kilograma kadar düştü. Beden kitle indeksi kritik sınırların çok altında, 12’lere inmiş durumda. Her geçen gün geri dönüşsüz hasar ve ölüm riski büyüyor. Dünya genelinde ve elbette Türkiye’deki açlık grevleri ve ağır malnütrisyon deneyimlerinden bildiğimiz üzere bu düzey, ciddi organ yetmezliği, kardiyak komplikasyonlar, nörolojik hasar ve ani ölüm riskiyle ilişkili son derece ağır bir beslenme yetersizliği tablosudur. Özellikle 140. günde artık yalnızca kilo kaybından değil, kas kitlesi, kalp kası, bağışıklık sistemi ve merkezi sinir sistemi üzerindeki etkilerden söz ediyoruz.

Türkiye’den Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği adına Atina’daydık, sevgili Zeki Gül de yazısında paylaşmıştı hafta başında. Hekimler olarak gördüğümüz tablo son derece ağır. Ancak burada asıl sorulması gereken soru tıbbi değil.

Bir insan neden 140 gün boyunca aç kalmayı göze alır? Bu sorunun yanıtı hastane odasında değil, Prosfygika’nın sokaklarında gizli.

Yaklaşık bir asır önce Anadolu’dan gelen mübadiller için inşa edilen bu konutlar bugün yalnızca tarihsel bir hafızayı taşımıyor. Burada yıllardır dayanışma temelinde örgütlenmiş çok kültürlü bir topluluk yaşıyor. Ortak mutfaklar, kolektif karar alma süreçleri, paylaşım ağları ve öz-yönetim deneyimiyle Prosfygika, Avrupa’nın en özgün müşterek yaşam alanlarından biri haline gelmiş durumda.

Tam da bu nedenle hedefte.

Atina’da yaşananlara bakarken ister istemez Türkiye’yi düşünüyoruz. Sulukule’yi. Tarlabaşı’nı. Ayazma’yı. Dikmen Vadisi’ni. Hasankeyf’i, deprem bölgesinde halen süren yeniden inşa girişimlerini. Farklı dönemlerde, farklı gerekçelerle ama benzer bir mantıkla yürütülen süreçleri… Kentlerin yoksullardan, göçmenlerden, emekçilerden ve onların kurduğu yaşam ilişkilerinden arındırılarak sermaye için yeniden düzenlenmesini.

Şebnem Korur Fincancı’nın yazısı