Dünya Barış Günü nedeniyle pek çok etkinlik, basın açıklamaları oldu geçen hafta. Ana akım yandaş yayın organları da kendi ölçülerinde katkıda bulundu bu etkinliklere. Gün vesilesiyle Can TV için insan hakları mücadelesi yürütenlerle, bu arada benimle de gerçekleştirilen söyleşilerden benimkini kesip hep yaptıkları başarılı kolajlardan biriyle gene Türk Silahlı Kuvvetlerine laf söylediğim algısını oluşturmaya çalıştılar. Bir yandan da Bilim, Sanat ve Edebiyat Derneğinin düzenlediği Sevgili Süreyya Karacabey’in kolaylaştırıcı, Eren ve benim konuşmacı olduğum “Barış Hakkı” etkinliğini hedef göstermeyi ihmal etmedi kimi topluluklar.
Barış hakkı bildirgesi 2016 yılında Birleşmiş Milletlerde kabul edilerek devletlerin imzasına açılmış bir metindir. Barış hakkının sağlık hakkından, barınma, beslenme hakkından ve yaşam hakkından ayrılamayacağı muhakkaktır. Artan silahlanmanın yoksullaşmaya nasıl etkisi olduğunu biliyoruz. Barıştan bu denli ürkmek, barışın dile getirildiği her ortamı suçlulaştırmak ve saldırı vesilesi olarak ele almak üzücü olsa da, tehditler altında gerçekleşen panele katılım çok umut vericiydi. Barış hakkının korunması için hakikat inşasının ne denli elzem olduğu panel konuşmalarının ardından söz alan dinleyicilerin paylaşımlarında da bir kez daha vurgulanmış oldu. İnsan hakları mücadelesinin temelini oluşturan hakikat inşasında tanıklıklar barış içinde bir arada yaşamak için de bir zorunluluk. Acılarımızı paylaşarak, bir diğerinin acısını hissederek onarabiliriz birbirimizi ve düşman kılınmaya çalışılan tüm toplum bileşenlerini. Barışı konuşmaktan vazgeçmemeliyiz.
Şebnem Korur Fincancı’nın yazısı