Savaş değil seçim göçmenleri: Artık 'basıp gitmek' isteyenler anlatıyor…

 

NUR BANU KOCAASLAN

nurbanukocaaslan@diken.com.tr /@nurkocaaslan

1 Kasım gecesi AKP’nin tek başına iktidarına ‘beş aylık bir mola’nın ardından ‘yeniden kavuşması’yla toplumun bir kısmından şu ses yükselir oldu: “Basıp gidiyorum buralardan.”

Uzun yıllardır, devletin en üst mertebelerinde ‘Onlarrr’ ya da ‘Bunlarrr’ diye anılan, halkın ‘hassasiyetleri’ni anlamamakla suçlanan, ‘Beyaz Türk’, ‘laik’, ‘entel’, iç-dış mihraklar da dahil ‘farklı kombinasyonlar’ın, yeni adıyla ‘üst aklın maşası olmak’la suçlanan bir kesim özetle ülkeden ümidini kesti ve hayatının geri kalan kısmını bu ülkede sürdüremeyeceğini yazdı, çizdi, konuştu.

DavutogluBalkon2
Fotoğraf: Reuters

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, ’78 milyonu kucaklayacağını’, ‘şiddet dilinin kaybedeceği’ni söyleyip bir olmaya davet ettiği ‘balkon konuşması’ ne kadar gerçekleştirilir bilinmez ama tekrarlanan ‘tüm kesimleri kucaklama’ vaadi bazılarına ümit vermiyor, halkın ‘hassasiyetleri’ni anlamamakla suçlanan ‘bu dinlenmeyenler ordusu’ iş hayatlarında, özel yaşamlarında, gelecek beklentilerinde kaygılarını anlatamaz hale geldiklerini kaydediyor.

Diken, ‘bu ülkeden basıp gitmeyi düşünenler’e, dinlenilmeyen, dahası medyanın bir kesiminde de ‘hakir görülen’lere neden umutlarını kaybettiğini sordu. Kadın, erkek, farklı sektörlerden henüz 40’ına ulaşmamış ama Türkiye’nin biletini kesmiş olanlar cevapladı.

Konuşanlardan birçoğu kadın ve yaşam koşullarını burada devam ettiremeyeceklerini söylüyor. İçlerinde Greencard başvurusu yapan, yurtdışı bursu peşinde koşan, şirketlerle görüşen, yurtdışında olup geri dönmekten cayanlar var.

Gitmek isteyenlerin dilinden, kopuş gerekçeleri şöyle:

‘Kimse geri dönme hayali kurmuyor’

Erkek, akademisyen, 29 yaşında

Yurtdışına biraz istemeyerek, sadece doktora amacıyla beş yıl önce çıktım. Son iki yıla kadar aklımın bir tarafında dönmek vardı fakat bu düşünce memlekette otokrasinin, şiddetin, sansürün vs. artmasıyla yavaşça ama o derece kuvvetli bir şekilde söndü. Akademik özgürlük o derece korkutucu bir seviyeye gerilemiş durumda ki çevremde neredeyse hiçbir Türkiyeli araştırmacı artık geri dönme hayali kurmuyor.

Bir şekilde dönmek zorunda kalanlar ya da halihazırda zaten Türkiye’de olanlar araştırmalarını binbir sıkıntı ve güçlükle boğuşarak yapabiliyor, enerjilerinin çok azını istedikleri şeye dökebiliyorlar. O yüzden onlara ayrıca saygı duyuyorum. Şunu bile anonim söylüyor olmak, ‘Kendi kimliğimle söylersem hükümet eleştirisi yaptım diye fişlenirim’ gibi makul bir korku taşımak aslında durumun vahametini gösteren en önemli şey bence.

‘Adımı saklı tut lütfen’

Kadın, gazeteci, 29 yaşında

Hayatimin bir kisminda İngiltere’de yaşadım. Ülkemi, anadilimi konuşmayı çok severim, İngilizce konuşmak zul gelir, zira deli gibi ‘homesick’ olmuş, kaçarak uzaklaşmıştım. Şimdi o koşulları arıyorum, ne aptalmışım diyorum. Hatta bu hafta -ki ABD hayallerimde hiç yer tutmadı bugüne değin- Greencard’a başvurdum.

Üstenci, elitist kibirli falan filan yaftalarının ötesinde, biliyorum ki dünyanın bir köşesinde insanlar kanseri bitirmeyi, Mars’ta yaşam kurmayı, organik gıdaya nasıl ulaşabileceğini düşünüyor.

Sadece devlet değil vatandaş da kendi rantını hakkı olmasa da artırmanın hesabında. Kötülük her şeye sirayet etmiş. Sen sürekli devlete ya da bireye ‘Ama yanlış’ diyorsun. Niye ısrar ediyorum ki? Belki de mekan yanlış, belki İspanya’da daha faydalı olurum ya da beni daha mutlu eder.

Adımı saklı tut lütfen çünkü ağzından salyalar akıtan bir AK trol’ün ‘Sevmiyorsan defol git’ nidalarına muhatap olmak istemiyorum. Bence bu bile gitmek istemek için bir sebep.

‘Zaten yabancı olarak görülüyorum’

Erkek, hukukçu, 27 yaşında

Bir Kürt ve gey olarak ülkeden gitmek istiyorum. Zaten ülkede yabancı olarak görülüyorum bari yabancılık durumum resmiyet kazansın. Ama en çok rahatsız eden yüzde 50 kesimin seçimi kazanıp da ülkenin gerçek sahipleriymiş gibi davranmaları. AKP’nin dili ve hareketleri hep bu yöndeydi zaten, medyada bu şekilde haberler yapılıyor.

Artık sosyal medyada veya sokakta tandığım tanımadığım AKP’ye oy vermiş insanlar da ülkenin kendilerine ait olduğu yönünde konuşuyorlar. Yani ya AKP’ye oy verip rahatlayacaksın ya da oy vermiyorsan söz hakkın olmayacak. Ülkede yabancı olacağını hissettiyorlar.

‘Azarlanmak istemiyorum’

Kadın, öğrenci, 36 yaşında

Evli değilim, çocuğum yok ama bir gün olsun isterim ve ona etik davranmayı öğretmek bu koşullarda gitgide zorlaşır gibi geliyor. Etiği sadece evde değil dışarıda da görsün diye gitmek isterim. Yine kendim ve birlikte yaşadığım insanların ‘azarlanmaması’ gitmek isteme sebeplerimden biri.

Artık ne kendimin ne de sevdiklerimin onuru kırılsın istemediğim için uygun koşullar oluşsa giderim gibi geliyor. Ama doktora ders aşamasına henüz başladığım için bir araştırma yapmadım. Tez aşamasına geçtiğim zaman ilk iş burs alıp gidebileceğim bir yer bakmak olacak.

‘Avukat’ sıfatına sahip olduğum için üzgünüm

Kadın, avukat, 27 yaşında

Kaygılıyım ve çok üzgünüm. Ekonominin  insan hayatından daha çok önemsendiği bir ülkenin vatandaşı olduğum için, geleceğim için endişeliyim.

Resmiyette olmasa da fiilen gelecek olan başkanlık rejimini denetleyebilecek bir yargı sistemi olmayan ülkemde ‘avukat’ sıfatına sahip olduğum için üzgünüm. Söylenecek söz kalmamıştır. Gelecek kapkaranlık ve bunu aydınlatacak bir ışık maalesef yok.

‘Burası nobran insanların ülkesine dönüşüyor’

Erkek, yazılım şirketinde yönetici, 33 yaşında

Türkiye giderek daha kaba saba, nobran insanların ülkesine dönüşüyor. Daha fenası, bu yükselen değer halini alıyor. İnsanlar birbirleriyle iletişim kuramıyor. Bu işe, okula her yere sirayet ediyor. Sürekli etrafınızı kollamanız gereken engelli atlama parkuru sanki.

Herhangi bir şey üretmek güç ve ülkenin şartları her şeyi zorlaştırıyor. İşinizden başka uğraşmanız gereken o kadar çok şey var ki bu durum iş yapmanızın, değer üretmenizin önüne geçiyor. Bunlarla boğuşmak yordu. Gülümseyen ve kolaylaştıran insanlardan oluşan, üretimi destekleyen, kişisel tercihlerime ve alanıma, inançlarıma saygılı bir toplumun içinde yaşamak istiyorum.

Burada kalıp savaşmak mı? Neyle, yeldeğirmenleriyle mi? Daha iyisini talep etmeyen ve değişim için en ufak bir çaba göstermeyen bir toplumla savaşmanın ne yararı var. Can alıcı husus şu: Sorun AKP de değil sanırım. Hakim ve yerleşik anlayış bu. Değişmesi de benim ömrüm süresince mümkün değil gibi görünüyor.

‘Endişe insanın elini kolunu bağlıyor’

Kadın, belgesel yapımcısı, 33 yaşında

Gitmek isterim. Temelli değil, bir süreliğine. Belki birkaç yıl için. İfade özgürlüğüm için gitmek isterim. İstediğimi istediğim gibi yazıp çekip kurgulayabılmek için gidebilirim. Kadınların daha az ayrımcılığa ve şiddete uğradığı bir yerde yaşasam iyi gelebilir bir süreliğine.

Ateist olduğumu rahatça söyleyebildiğim, bu yüzden işimi kaybedip düşman kazanmayacağım bir ülkede yaşasam iyi gelir sanki. Bütün bunlardan korkmadan yaşamak isterim.

Bu korku insanı felç ediyor, endişe insanın elini kolunu bağlıyor. Bunlardan uzaklaşıp gerçekten ne yapabilirim, ne yapamam, bilmek isterim. Etrafta daha az polis, daha fazla park olsun, çocuğum bunların içinde büyüsün isterim. Özel okula param yetmezse çocuğumu imam hatipe vermek istemediğim için gidebilirim. Çocuğum din dersinden muaf oldu diye ayrımcılığa uğramasın isterim.

‘Tek bir hayatım var’

Kadın, öğrenci, 28 yaşında

Ben bu seçimin sonuçlarından evvel çekip gidenlerdenim. Ama şu an geri dönmemek için neler yapmam gerektiğini araştırıyorum. Şu an insanların ortalamada iyi ahlaklı olduğu ve birbirinden nefret etmediği, ‘medeni’ herhangi bir yerde yaşayabilirim gibi geliyor.

Yurtdışına gitmeme neden olan şeylerden biri toplumun en az yarısına sirayet etmiş ahlaksızlığın düzeltilebileceğine inanmayışım. Sonuçların akılla, eğitimle alakalı olduğuna asla inanmıyorum.

Hırsızlığın, insan öldürmenin, baskının kötü olduğunu hiçbir üniversite öğretmiyor. Evladı ölen anneyi yuhalayan anneleri midem kaldırmadı. Ne yalan söyleyeyim bunu değiştirmeye uğraşacak gücüm de yok. Kaldı ki tek bir hayat var ve o hayatı bu kokuşmuşluğu düzeltmeye vakfetmeyi anlamlı bulmuyorum.

Bu magandavari üslup dalga dalga yayıldı

Kadın, ekonomist, 28 yaşında

Kemalist değilim ama o ses kayıtlarını dinledim, Erdoğan sultan olmak istiyor, okullarda karma eğitimi kaldırmak, kılık kıyafetimizi yeniden düzenlemek istiyor. Bedenimiz üzerindeki söz hakkımızı hiçe sayıyor.

Bizi, bizim çocuklarımızı Çin-Hindistan tipi emek yoğun kalkınma modellerine köle belliyor. Üstelik bitmek tükenmek bilmeyen bir öfkesi, nefreti var. Onun etkisiyle bu magandavari üslup, bu saldırgan tavır dalga dalga yayıldı. Artık her yer replikalarıyla dolu.

Ailemde başörtülü insanlar da var, CHP’li değilim ama şunu da söylemeliyim, “Başıma bir şey gelmeyecekse Erdoğan’ı sevmiyorum” ve ona bu kadar aşık bir kitleyle de birlikte yaşama umudumu yitirdim. Bir dört yıl daha dayanamayacağım.

‘Fişlendiğimi düşündüğüm için gitmek istiyorum’

Kadın, iletişimci, 34 yaşında

34 yaşındayım, işsizim. Sadece okulda kalıp asistan olmak, alamadığım gazetecilik eğitimini çocuklara vermek, medyanın halinden dolayı yapmadığım gazeteciliği çocuklara anlatmak istiyordum. Ama iletişim fakültesine yandaş medyadan bir sosyolog dekan geldi.  Eski dekan beni tweet attığım ve asistanlarla konuştuğum için fişlemişti.

Yeni dekana o fişleme listesinin gittiğini düşündüğüm ve asistanlık umutlarım suya düştüğü için, çalışacak yansız basın organı bulamadığımız, bulduklarımızda da para alamadığım için gitmek istiyorum.