Sarısülük ailesinin avukatı: Bu mahkemeden adalet beklemiyoruz

 

Gezi eylemleri sırasında polis tarafından vurulan Ethem Sarısülük’ün davasının dördüncü celsesi bugün görüldü.

Mahkeme, katil zanlısı polis memuru Ahmet Şahbaz’ın tutuklanma talebini bir kez daha redetti. Bir sonraki duruşma 26 Mayıs’ta yapılacak.

20140405 sarisuluk 4

Ethem Sarısülük’ü öldüren polise beş, adliye kapısı tekmeleyenlere 12 yıl

Sarısülük Ankara’nın Kızılay Güvenpark’taki eylemler sırasında Haziran 2013’te vurulmuş, 14 Haziran’da da beyin ölümü gerçekleşmişti. Sarısülük’ü vuran, kimliği uzun süre gizli tutulan polis memuru Ahmet Şahbaz için savcı en fazla beş yıl hapis cezasını uygun görmüş, Ankara 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi de ‘meşru müdafaa’da bulunduğu gerekçesiyle Şahbaz’ı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

‘Ünlü’ bir mahkeme

Duruşma öncesinde davanın seyrini Sarısülük ailesinin avukatı Kazım Bayraktar’la konuştuk. Bayraktar, davadan çekilmek isteyen 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nden ‘adalet beklemediklerini’ söyledi.

Ethem Sarısülük için adalet arayışı... Fotoğraf: DHA
Ethem Sarısülük için adalet arayışı… Fotoğraf: DHA

Sendika kuran polise ihraç, Sarısülük’ü vuran polise kıdem durdurma

Bayraktar, umutsuzluğunun nedenini şöyle anlattı:

“Bunca yıpranmışlığına rağmen davanın ısrarla 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderilmesinin perde arkasında, mahkeme heyetinin cezasızlık politikası uygulamakta kararlılığı yanında adliye kulisinde dönen bazı siyasal hesapların da etkili olduğunu düşünüyorum. Ancak sonuçta 6. Ağır Ceza Mahkemesi bu davaya bakmaya mahkum edildi. Bunu ‘hak ediyordu’, çünkü bu mahkeme Ankara Adliyesi’nde insan hakları suçları işleyen polis ve askerlere yönelik cezasızlık politikasını en kararlı ve gözü kapalı bir biçimde uygulamasıyla ünlü bir mahkeme.”

ethemad

‘Mahkeme kaçmak istedi, izin verilmedi’

Bayraktar’a göre Sarısülük davası 6’ncı Ağır Ceza’yı köşeye sıkıştırdı: “Ethem Sarısülük davasından önce bu politikayı uygularken halktan bir tepki görmüyor, fazla sıkıntı çekmiyordu. Ancak Sarısülük’e halk ve duyarlı basın sahip çıktı, davanın takipçisi oldu. Mahkemenin uygulamaya alıştığı cezasızlık politkası ve hukuk razaleti hiç beklemediği bir düzeyde teşhir edilince kaçmayı denediler. Ama kaçmalarına izin verilmedi.”

Hukuksuzluk zinciri

Bugüne kadar gerek soruşturma gerekse ‘uyuyan hakim’ vakasıyla da gündeme gelen dava boyunca birçok hukuksuzlukla karşı karşıya kaldıklarını da belirten Kazım Bayraktar bunları şöyle sıraladı:

20140405 sarisuluk1

– Ethem Sarısülük çok sayıda polis memuru, müdür ve amirin bulunduğu ortamda vuruldu. Ama tetiği çeken Ahmet Şahbaz derhal yakalanarak savcılığa teslim edilmedi. 24 gün sonra sorguya çıkarılıp  serbest bırakıldı.

– Olayı görüntüleyen iki mobese kamerası, polisin suç işlediği fark edilince başka yöne çevrildi; ilk delil karartması yapıldı.

Bizleri affedin çocuklar 🙁

20140325 gezi-faruk tarinc

Savcı Veli Dalgalı tarafından yazılan iddianamede polis Ahmet Şahbaz’ın, ‘havaya ateş ederken geri dönmesi nedeniyle kolunun iradesi dışında aşağı düştüğü ve namlulunu yere paralel hale geldiği’ iddia edilerek suç ‘meşru savunma sınırının kasıt olmaksızın aşılması” diye tanımlandı. Böylelikle tutuklama dahi gerektirmeyen, taksirli suç kapsamına alındı. Oysa dosyaya sunduğumuz iki bilirikişi raporunda katil sanığının ateş ederken geri dönmediği, üç atışı da tamamladıktan sonra geri döndüğü, kasıtlı bir saldırı halinde olduğu, silahını diğer polislerin arasında güvendeyken çektiği, sonra saldırıya geçtiği, görüntü kayıtları teknik incelemeye tabi tutularak tespit edildi.

Ethem’in vurulmasına ‘meşru müdafaa’ diyen savcı, anayasal düzeni koruyacak

20140405 sarisuluk 3

– Mahkeme dosyayı ele alır almaz ilk hukuksuzluk eylemini gerçekleştirdi; yargılamanın durdurulmasına karar verdi. Ortada bir cinayet suçu olmasına rağmen, yargılama yapılabilmesi için mülki amirden izin alınması gerektiğini ileri sürdü. Hukuka açıktan aykırı bu kararın amacı davayı uzatmak, halk hareketinin çekilmesini beklemek, gündemeden düşürmekti. Ancak itirazımız üzerine bir üst mahkeme bu kararı kaldırdı.

– İlk duruşmaya sanık peruk vs. ile yüzü gizlenerek getirildi. Duruşma solonuna 80 civarında sivil giydirilmiş çevik kuvvet polisi yerleştirildi. Bu polisler ısrarlı talebimiz üzerine dışarı çıkarıldıklarında, mahkemenin yazılı çağrısı üzerine gelen iki tanığımızı yaraladılar. Diğer sivil izleyicilere saldırdılar. Sanığın yüzünün gizlenmesi hakim, savcı ve çevik kuvvet müdür ve amirlerinin işbirliğiye düşünülmüş bir delil karartma ve kimlik gizleme yöntemiydi ve suçtu.

Gezi anneleri aynı videoda: Nasıl kıyabildiler?

Ethem'in annesi Elvin Berkan'ın cenazesinde annesinin yanındaydı. Fotoğraf: Burak Şahin)
Ethem’in annesi (soldan dördüncü) Elvin Berkan’ın cenazesinde annesinin yanındaydı. Fotoğraf: Burak Şahin)

 

– İkinci duruşma, Urfa’ya tayini bahane edilerek sanığın yokluğunda yapıldı. Oysa Urfa tayininden sonra verilen tensip kararında duruşmaya gelmediği takdirde yakalama kararı çıkarılacağı ihtarı vardı. Israrlı talebimize rağmen tutuklanmadı ve üstelik SEGBİS yöntemiyle ifadesinin alınmasına karar verildi. Böylece hem çapraz sorgu yöntemi sakatlandı hem de sanığın ifadesi Urfa’da alınırken hazır bulunma hakkımız gaspedildi.

– Sanığın tasdikli fotoğrafları ısrarlı taleplerimiz üzerine getirtildi ancak mahkemenin kasasına kilitlendi. Mahkeme yargılama usul yasasına açıktan kılıç sallayarak gizli sanık uygulamasını ısrarla sürdürüyor.

AİHM davayla ilgili bilgi istemiş

20140405 sarisuluk

Bayraktar görülen davadan herhangi bir adalet beklemedikleri için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruya ilk yanıtın da geldiğini söyledi: “Etkisizleştiği gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmeden başvuru yapmıştık. İç hukuk yolundaki gelişmeler hakkında bilgi vermemiz istendi. Mahkemeyi bilgilendiryoruz.”

Sadece bu davalar açısından değil Gezi süreci başladığından itibaren genel olarak tüm Türkiye’de iç hukuk yollarının bir çöküş sürecine girdiğini savunan Bayraktar şöyle konuştu: “AİHM’nin emsal kararlarına baktığımızda bu davalarda da iç hukukun etkisizleştiğinin tespit edileceğini umut ediyoruz. Başvurumuzun temel amaçlarından biri Türkiye’de evrensel insan hakları konusunda iç hukuk yollarının çökmekte olduğuna vurgu yapmak.”