Sanatta çiftler: Saplantı, modernizm ve avangart

ELÇİN POYRAZLAR

elcpoy@gmail.com

@elcinpoyrazlar

“Sevgili Bayan Woolf, Yatağa düşmüşsünüz, üzüldüm ama benimle değil.”

İngiliz şair ve romancı Vita Sackville-West, Virginia Woolf’a Ağustos 1933’te bu notu gönderdiğinde iki kadın yazarın ilişkisi ve dostluğu, kariyerlerini önemli bir noktaya çoktan getirmişti. İkisi de 1925’te başlayan ve 10 yıl süren ilişkilerinde yazı sanatının en iyi ürünlerini o dönemde çıkardı. İki yazar aşkta ve sanatta birbirini besleyerek büyüdü.

Modern aşk ve modern sanat: Londra’da Barbican Sanat Merkezi’nin sergisinin konusu bu. Bir sanatçı aşık olduğunda ne olur? O tutku patlaması sanatına nasıl yansır? Çoşku, acı, inişler çıkışlar, terk edişler, geri dönüşler, yalnızlık ve fazlalık üretimini nasıl şekillendirir? Çift anlamı sergide oldukça esnek kullanılıyor; eşcinsel ilişkiler, üçlü ilişkiler, transseksüellik de ‘çift’ tanımının bir parçası.

A. Rodchenko ve V. Stepanova. (Fotoğrafçı bilinmiyor)

19’uncu yüzyılın sonundan ikinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sanatın modernizm üstündeki etkileri yadsınamaz. Peki bir sanatçıyı çevre, siyaset, ekonomik koşullar, sağlık durumu derinden etkilediği kadar özel hayatı da besler mi?

Fransız heykeltraş Auguste Rodin buna “Yüksek sesle tüm sanatçıların düşündüğünü söylüyorum. Arzu! Arzu! Ne heybetli bir uyarıcı” yanıtını veriyor.

Rodin’in hayatında Camille Claudel sadece bir model ve asistan rolüyle değil, bir ilham kaynağı, azılı bir rakip, zorlu bir sevgili olarak da yer aldı. Bazı çevrelerde bir deha kabul edilen Claudel, Rodin’i kendi eserlerini çalmak ve onu öldürme planları yapmakla suçladı.

Fransız-Amerikalı sanatçı Marcal Duchamp da Rodin gibi cinsel birleşmeyi sanatının merkezine koyar. Duchamp’ın Brezilyalı heykeltraş Maria Martins ile 1943’te başlayan ilişkisi her iki sanatçı için de uzun erotik bir diyaloğa dönüşüyor.

Gustav Klimt, ‘Tod und Leben’

Duchamp Martins’e 1949’daki bir mektubunda “Memnun olmasan bile işinin her gün seni neşeyle doldurduğunu söylemeni bekliyorum. Dışarıdan gelen müdahaleyi kovmak ve içeriden dışarıya doğru eyleme geçmek gerekli. Ben senin içindeyim ve bizi mutlu etmek için beni yoğurman yeterli. Bana yaz” diyor.

Serginin merkezindeki çiftlerden biri de Pablo Picasso ile Fransız fotoğrafçı Dora Maar.

Maar Paris’in 1935 kışında Picasso ile Les Deux Magots kafesinde tanıştığında Gerçeküstücülere yakın bir sanatçıydı. Sanat tarihçileri Maar’ın sanatının Picasso’un eserlerindeki Gerçeküstücü eğilimde kilit rol oynadığına emin.  

Lavinia Schulz ve Walter Holdt.

Picasso Maar’ın sanatında özneye dönüşerek ilişkideki beklendik dengeleri de alt üst ediyor. Maar Picasso’nun eline bir boğa kafatası vererek fotoğrafını çeker. Bununla sanatçının ünlü maço eğilimlerine dikkat çekmek ister.  

Maar 1936’da Picasso’ya yazdığı notunda “Hayatına girerek neye atılma cesareti gösterdim?” der.

Türbülanslı sanatçı ilişkisine bariz bir örnek de Meksikalı sanatçılar Frida Kahlo ve Diego Rivera’nın aşkı. Acılı, tutkulu, trajik, deliliğin sınırlarında gezen efsanevi bir ilişki bu. Rivera, Kahlo’nun eserlerinin önemini anlamış ve bir gün eserlerinin herkese temas edebilecek, önsezili bir sanat olduğunu başından beri kabul etmiş.

Tamara de Lempicka, ‘Les Deux Amies’ (1923)

Kahlo Rivera için yazdığı bir notta “DIEGO idrarımda, DIEGO ağzımda-kalbimde, deliliğimde, uykumda” diyor.

Serginin onlarca sanatçı çiftleri arasında Lee Miller-Man Ray, Federico Garcia Lorca-Salvador-Dali, Emilie Flöge-Gustav Klimt, Varvara Stepnova- Alexander Rodchenko, Alma Mahler-Gustav Mahler, Nancy Cunard-Henry Crowder gibi isimler var.

Galerinin duvarları sanatçıların büyük aşklarının, eserlerinde ne tür kavisler, yarılmalar, zirve ve derinlikler yarattığını yansıtıyor. Özgürlük, arzu, muhalefet, sınırları aşma, işbirliği, rekabet, ruh ve egoda aşkın o büyülü temasını hissedemezsek sanat neye yarar?