Tastamam özgürleşmek için de AB’ye girmek gerekti. Öyle propaganda ediliyordu. Özgürlük de Kopenhag Kriterleri’nde bir bir belirlenmişti. Bu kriterlere uymak da ‘ev ödevleri’ arasındaydı.
‘Ev ödevlerimizi’ yapmaya koyulduk. O kadar ki, kaldırım taşlarımızı bile AB müktesebatına göre döşedik. AB’ye girme aşkımıza kokoreççilerden, bir kısım ulusalcıdan ve kimi Müslüman aydınlardan başka itiraz eden olmadı.
Gelgelelim, ‘müktesebat’ veya ‘ev ödevi’ diye diye bizi yol ayrımına getirdiler; ya anahtar teslim Türkiye’yi FETÖ’ye teslim edecektik ya da ne pahasına olursa olsun vatanımızı savunacaktık.
Savunma gücümüz kırılsın diye ilkin (onulmaz fay hattı kırıklarına neden olan) Gezi kalkışmasına maruz bırakıldık. (Sonuçta, Gezi öncesi tek haneli olan faiz Gezi sonrası çift haneye yükseldi. Dolar derseniz, 2 liranın altındayken 3 lirayı geçti.)
Yetmedi; 17 – 25 Aralık 2013’te Fetullah Gülen’in ifadesiyle ‘teknik nakavt’ gerçekleştirilmek istendi.
Başaramayınca, 15 Temmuz’da tankla, savaş uçaklarıyla saldırdılar. Topyekûn püskürttük!
Ne ki, bitmedi. Şimdi en kırılgan noktamız, ekonomimiz, ağır abluka altında. Nasıl direneceğiz?