Şahap Eraslan: Mağdurun mağduriyetini inkâr etmek

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Geçmişte mağdur olmuş bir özne, güç eline geçtiğinde intikamcı ve kana susamış bir faile dönüşebilir. Ama dönüşüm yalnızca bununla sınırlı değildir. Daha da çarpıcı olan, failin mağdurun mağduriyetini elinden almasıdır. Yani mağduriyetin kendisi tersine çevrilir; fail kendisini asıl mağdur olarak sunarken, gerçek mağdur suçlu ilan edilir. Mağdurdan mağduriyet gasp edilir.

Kendi yaşadıkları ya da kendilerine ait olduğunu düşündükleri mağduriyetleri büyük harflerle yazan insanlar, çoğu zaman kendi ürettikleri mağduriyetleri görmezler. Hatta birileri başka bir mağduriyeti görünür kılmaya çalıştığında, onu hemen tartışmalı hâle getiririz.

Mağdurun gerçekten mağdur olup olmadığını sorgulamaya başlarız. Dilencilerin aslında çok zengin olduğu, yardım isteyenlerin insanları kandırdığı, Suriyelilerin devleti sömürdüğü gibi anlatılar bu yüzden sürekli dolaşımda tutulur.

Eğer Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin, göçmenlerin ya da başka bir grubun gerçekten zulme uğradığını kabul edersem, o zaman buna karşı ne yaptığım sorusu ortaya çıkar. Sessizliğim de artık tarafsızlık olmaktan çıkar. Tam da bu yüzden mağduriyetin inkârı çoğu zaman ahlaki bir kaçış biçimidir.

İnsan, kendi merhamet anlatısını koruyabilmek için mağdurun gerçekliğini tartışmalı hâle getirir. Böylece hem kendisini “iyi” hisseder hem de hiçbir risk almadan yaşamaya devam eder.

Bundan kaçınmanın en kolay yolu mağdurun mağduriyetini inkâr etmektir. “Öyle bir şey olmadı”, “abartılıyor”, “hepsi propaganda” demektir. Bu yüzden bu ülkede soykırımların olmadığı söylenir. Kötülüklerin sistematik olmadığı anlatılır. 

Şahap Eraslan’ın yazısı