Saç ne sıklıkla taranmalı?

Gür ve sağlıklı saçların sırrı, saç tipinizden kullandığınız tarağın ya da fırçanın tasarımına kadar pek çok şeye bağlı olabilir.

Fotoğraf: Canva

BBC’nin haberine göre taraklar ve saç fırçaları, dolayısıyla saç bakımı, tarih öncesi dönemlere kadar uzanıyor. The Hair Historian’ın kurucusu Rachael Gibson şöyle diyor:

“İnsanlar her zaman hem temizlik hem de süslenme amacıyla, ellerindeki malzemelerle çeşitli araçlar ürettiler. Bu yüzden saç tarama, tarih boyunca dünyanın her yerinde önemli bir uygulama oldu.”

Gibson’a göre ‘100 fırça darbesi’ fikri büyük olasılıkla Viktorya döneminde ortaya çıktı. O dönemde kadınların saçları, toplumsal beklentiler nedeniyle çok uzundu.

Saç, onların ‘güzelliğinin tacı’, kadınlıklarının ve değerlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu.

Yaygın bir bakım rutini; saçın taranmasını, düğümlerinin açılmasını, kirden ve bitlerden arındırılmasını, ardından da genellikle domuz kılından yapılmış doğal kıllı bir fırçayla yumuşatılıp bakım yapılmasını içeriyordu. Bu fırçalama aynı zamanda saç derisindeki doğal yağların saç boylarına dağılmasına da yardımcı oluyordu.

Gibson’a göre Viktorya dönemi aristokrat kadınlarının, dökülen saç tellerinin giysilerine yapışmasını önlemek için süslü pelerinleri olurdu. Ayrıca dökülen saçları topladıkları özel kaplar da bulunurdu. Bu saçlar daha sonra saç modellerine hacim vermek için kullanılan ‘ölü saç halkaları’na dönüştürülürdü.

1898’de ABD’nin Ohio eyaletinden Afrikalı Amerikalı kuaför Lyda Newman, sentetik kıllı ilk saç fırçasını icat ederek sektörde devrim yarattı. Bu yenilik, saç fırçalarını daha ucuz ve üretimi daha kolay hale getirdi. Böylece saç fırçalamak genel olarak daha yaygın bir alışkanlığa dönüştü. Kısa süre sonraysa bu yaygınlaşmaya yanlış bilgiler de eşlik etmeye başladı.

Saçın karmaşık fiziği

Sık sık saç taramanın saç uzamasını hızlandırdığı fikrini ele alalım. 2025’te yapılan bir ankette, katılımcıların yüzde 46’sından fazlası hala bu iddiaya inanıyordu. Oysa ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bir kuaför salonu sahibi olan Nikki Corzine’e göre bu bir efsane. Corzine, saçınızı daha fazla tarayarak daha hızlı uzamasını sağlayamayacağınızı söylüyor.

Fotoğraf: Pexels

Bilim insanlarıysa aşırı taramanın bazı hasarlara ve saç dökülmesine yol açabileceğini öne sürüyor.

Bir araştırma ekibi, iki saç telinin birbirine dolanarak düğüm oluşturduğu ve ardından çözülmek üzere çekildiği durumu taklit eden bir test geliştirdi. Daha fazla tarama, özellikle uçları kolayca kırılan saçlarda, saç telinin içeriden çatlamasına neden oldu. Daha sağlıklı saçlar bu teste daha iyi dayansa da, tekrarlanan baskıdan sonra onlarda da dıştan içe doğru çatlaklar oluştu ve saç kırılmaya başladı.

İrlanda’daki Trinity College Dublin’de mühendislik profesörü olan ve çalışmanın yazarları arasında yer alan David Taylor şöyle dedi:

“Bunun saç uçlarının kırılmasının temel nedenlerinden biri olduğuna inanıyoruz. Çünkü saç bu durumda çok fazla büküldüğü için normalden çok daha yüksek bir gerilime maruz kalıyor.”

Taylor’a göre gerçekten de ne kadar çok tararsak saçın zarar görme ihtimali artıyor. Ancak asıl belirleyici olan, tarama sayısından çok tarama sırasında uygulanan kuvvet.

Princeton’daki TRI saç araştırma kuruluşundan Trefor Evans da saç kırılmasına ilişkin çeşitli istatistiksel analizlerde, tekrarlanan saç bakımının ‘kümülatif yorgunluk hasarına’ neden olduğunu gösterdi.

Bununla birlikte Evans, laboratuvar ortamında elde edilen sonuçların gerçek hayattaki etkilerle birebir örtüşmeyebileceğini belirtiyor. Ona göre çoğu insan için fırçalamanın etkisi, kimyasal işlemler ve ısıyla şekillendirmeyle karşılaştırıldığında ‘çok küçük’ kalıyor. Hatta tarama ve fırçalama kaynaklı hasar, çoğu insan için neredeyse önemsiz; genel saç hasarı içinde yalnızca ‘okyanusta bir damla’ gibi.

Taramanın gizli faydaları

Corzine’ye göre “Nazik ve bilinçli tarama düşman değildir. Sorun taramanın kendisinde değil, nasıl taradığınızda.”

Saçları düzenli olarak taramak; zamanla büyük, zorlu düğümlerin, keçeleşmenin ve karışıklıkların oluşmasını önlemeye yardımcı olur. Böylece sonunda saçınızı taradığınızda sert hareketlerden, aşırı gerilimden ve kırılmalardan kaçınmış olursunuz.

Biyokimyacı ve aynı zamanda bir saç bakım markasının kurucusu olan Jared Reynolds,“Saçı düzenli olarak, günde bir ya da iki kez taramak, bir hafta bekleyip sonra sertçe açmaya çalışmaktan çok daha az hasara neden olur” dedi. Ancak o da laboratuvarda saç üzerinde yapılan testlerin, günlük yaşamın doğal süreçlerini tam olarak taklit edemeyeceğinin altını çiziyor.

Düzenli tarama ayrıca dökülen saç tellerini, ölü deri pullarını ve saç derisine yapışmış kalıntıları uzaklaştırmaya yardımcı olur. Bunlar biriktiğinde, saç derisini tahriş edebilecek bir mikro ortam oluşturabilir.

Saçınızı nasıl taramalısınız?

En doğru teknik saç tipinize bağlı. ABD’nin Miami kentinde bir kuaför salonu sahibi olan Nichola Lynch’e göre düz ya da dalgalı, ancak kıvırcık olmayan saçlara sahip çoğu kişi için haftada en az üç kez, hatta günde iki kez taramak yeterli. Reynolds ve Corzine de günde bir ya da iki kez taramayı öneriyor.

Lynch’e göre düz ya da dalgalı saç tipine sahip kişilerin saçlarını ıslakken taramaktan kaçınması gerekir. Islak saç daha güçlü ve kalın gibi görünse de aslında daha zayıftır.

Bunun nedeni saç telinin yapısında gizli. Bir saç teli, ortada yer alan korteksten ve tırnaklarımızı da oluşturan keratin plakaların üst üste dizilmesiyle oluşan kütikül tabakasından meydana gelir. Bu plakalar, bir çatının arduvaz taşları gibi birbirine sıkıca oturur. Düz ya da dalgalı saç ıslandığında, bu plakaların kenarları kalkar ve saç teli gerilerek açılır. Bu durum saçı daha esnek hale getirir; ancak aynı zamanda kırılmaya ve çatlamaya karşı daha savunmasız kılar.

Çok kıvırcık, bukleli ya da sık dokulu saçlara sahip olanlar içinse tavsiye tam tersidir; saçınızı asla kuru haldeyken taramayın ve yalnızca yıkama sırasında açmaya çalışın.

ABD’nin Georgia eyaletindeki Spelman College’da kimya ve biyokimya profesörü olan Michelle Gaines, dokulu saçların kimyasını inceliyor. Gaines’e göre kıvırcık ve bukleli saçlar, düz ve dalgalı saçlardan oldukça farklı fiziksel özelliklere sahip. Üstelik bu özellikler uzun süre hem bilimsel literatürde hem de saç bakım endüstrisinde göz ardı edildi.

Gaines, kıvırcık saç tiplerini bilimsel olarak sınıflandırmak için bir yöntem geliştirdi. Araştırmalarında, saç lifleri daha kıvırcık, bukleli ya da sık dokulu hale geldikçe belirli kimyasal bağların varlığının değiştiğini buldu. Bu da saç liflerinin fiziksel özelliklerini, dayanıklılığını ve kırılmaya ne kadar yatkın olduğunu etkiliyor.

Gaines’in ön deneyleri ayrıca kıvırcık ve bukleli saçlarda kütikül tabakalarının, dalgalı saçlara kıyasla daha küçük, daha sık aralıklı ve daha pürüzlü kenarlara sahip olabileceğini gösteriyor. Bu da bu saç tiplerinin nemi daha az tutmasına, daha kolay hasar görmesine ve daha çabuk düğümlenmesine yol açabilir. Ancak bunu doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Gaines’e göre toplumsal saç trendleri de bu tabloyu etkiliyor. Özellikle kıvırcık ve dokulu saçlar, sıklıkla tarama, fırçalama, düzleştirme, kimyasal işlem ve ek saç örme gibi yoğun müdahalelere maruz kalıyor. Bu da daha fazla hasara neden olabiliyor.

Bu nedenle Gaines, tarak ya da fırçanın saç tutamları arasından daha kolay geçmesini sağlamak için saç açıcı ürünler kullanılmasını öneriyor. Bu ürünler, saçın taranırken korunmasına yardımcı olabilir.

Son olarak, saç tipiniz ne olursa olsun, doğru fırça ya da tarağı kullandığınızdan emin olmanız gerekir.

Kıvırcık, dalgalı ya da bukleli saçlarınız varsa – ya da düz veya dalgalı saçlarınızı ıslakken taramak istiyorsanız – Lynch’in önerisi, sert bir tarak yerine saç açmak için tasarlanmış yumuşak ve esnek bir fırça kullanmanız. Uzmanlar bu tür fırçaları genellikle ‘ıslak saç fırçası’ olarak adlandırır.

Kuru saçlar içinse, saç derisine zarar vermeyen ve doğal yağları saç tellerine doğru yaymaya yardımcı olan yumuşak kıllı bir fırça tercih edilebilir.

İki yöntemin avantajlarını bir araya getirmek isteyen Reynolds’sa yeni bir fırça türünün prototipini geliştiriyor. Bu hibrit fırçada hem plastik, top uçlu iğneler hem de doğal kıllar bulunuyor. Uzun plastik iğneler saçı hareket ettirip ayırırken, daha kısa kıllar saçı yumuşatıyor, yağları dağıtıyor ve hacim kazandırıyor. Reynolds bunu ‘mükemmel bir kombinasyon’ olarak niteliyor.

Sonuçta fırçalar ve taraklar tarih boyunca pek çok farklı şekil ve boyutta karşımıza çıktı. MÖ 3200’den öncesine tarihlenen eski Mısır mezarlarında bulunan fildişi taraklar ve bükülmüş dallardan yapılmış taraklar da buna dahil. Gelecekteyse saçın kimyası ve fiziğine dair anlayışımız derinleştikçe, saçlarımızı korumak için çok daha farklı ve belki de radikal yollar geliştirebiliriz.

Araştırma: Saç dökülmesinin çaresi Çin’de

‘Saç örme’, propaganda sayıldı: Amedspor’a para, futbolcusuna men cezası