17 Aralık’tan bu yana yaşananlar, hükümet ve cemaatin, sadece kendilerinin değil genel olarak İslami hareketin ciddi bir şekilde kaybetmesine yol açtıklarını gösteriyor. Cemaatin hükümeti yolsuzluk ve yalancılıkla, hükümetin de cemaati komploculuk, çetecilik ve casuslukla suçlamalarının sonuçlarını belki çok kısa süre içinde göremeyebiliriz, ancak bu karşılıklı yaftalardan sadece suçlanan taraflar değil bütün bir camianın olumsuz anlamda etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.
Dolayısıyla, cumhuriyet tarihi boyunca sistemin merkezine gelmek için onca çaba sarf eden, bu uğurda mağduriyetler yaşayan, bedeller ödeyen dindarların merkezde baş başa kalınca birbirlerini mağdur etmelerinin travmatik etkileri kuşaklar boyu sürebilir.
İslami hareketin birikimlerinin sadece cemaat-hükümet savaşıyla heder edildiği söylenemez.
Örneğin Başbakan Erdoğan’ın (ve onu destekleyenlerin) devletin sorumluluğundaki ölümlere (Roboski, Hopa, Gezi…) karşı kayıtsızlığına son olarak ve çarpıcı bir biçimde Berkin Elvan’ın hayatını kaybetmesinden sonra tanık olduk.
İktidarı muhafaza adına dindar insanların en tabii özelliklerinden olan insani ve vicdani reflekslerin bu derece köreltilmiş olmasının İslami camiada ciddi rahatsızlıklar yaşattığını tahmin ediyorum.