Ramazan münasebetiyle Bahçe kapalı
R

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Millet Caddesi, bildiğin fast-food cenneti olmuş. Özellikle Yusufpaşa-Çapa hattında kalan bölüm. İlk kez geçtiğimden değil ama her geçtiğimde -nedense- şaşırarak ilk kez görmüş gibi seyrediyorum. 

Fast-food ile aram olmadığından da olabilir, buradakiler bildiğim markalar değil. Beit, Tayba… Sıra sıra. Hepsi cadde üstünde, büyük, albenili tabelaları var. Meraklısına duyurulur. 

Ben kendi merakıma binaen buralardayım. Sokak arasındaki o minicik tabelayı görür görmez tanımış, not almıştım. Üstelik tramvaydaydım, anlık bir geçiş sırasında fark etmiş, uzakta kalmasına rağmen tabelasını okuyabilmiştim. Seçici hassasiyet işte.

Tabela dikkat çekici değilse de yemek fotoğrafları davetkâr.

Dış cephesindeki yemek fotoğrafları mutfaklarıyla ilgili çok şey vaat ediyor. Ama gittiğim gün son akşamlarıymış, meze sayısını az tutmuşlar. Neyse ki sadece bir aylığına, Ramazan dolayısıyla kapatıyorlar. Bayramın birinci gününden itibaren yeniden açıklar. Bir de kandillerde kapatıyorlarmış. Seçim günleri de tabii.

Bahçe Restaurant, Fatih, Molla Gürani Mahallesi, Oğuzhan Caddesi’nde. Fındıkzade Tramvay durağına çok yakın. Kolay fark edilen, yoldan geçene gel diyen bir yer değil. Müşterilerinin tamamına yakını müdavimlerden oluşuyormuş. Benim gibi münferitlere giriş kattaki boş masalardan biri gösteriliyor zaten. Severim bu tarzı; parasıyla değil, sırasıyla.

Girişte meze dolabı karşılıyor. İlerdeki ilk masa benim.

Girişte, hemen solda meze dolabı karşılıyor. Yanında fıçı biranın da servis edildiği banko. Onları geçince daralan salonun sağındaki ikili masadan sonra dörtlü masalar arkaya doğru genişleyen alana sıralanmış. Zaten toplam dokuz masa var, öyle büyük bir yer değil. Bu bilgiyi alt katı görmeden önce veriyorum tabii. Meğerse…

Mezeler Yılmaz Usta’nın elinden çıkma. “Yok” dediği gün bile bu kadar meze var.

Girdiğimde dört masada 10-11 kişi oturuyordu. Arkalardaki boş dörtlü masaları gösterdiler. Ama pek havadar değil, girişteki ikili masaya yöneldim. Kapı açıldığında taze hava alıyor. 

Bira tek marka. Soluklanma birası olarak malt tercih ettim. Uzun yürüdüm, susamışım. 

Normalde mezeler 25 çeşit kadarmış. Fotoğraf Yılmaz ustadan.

Önümdeki masada dört kişi var. İçlerinden biri daha çok telefonda.  Arapçayı andırsa da aşina olduğum dillerden değil. Diğerleriyle kırık Türkçesiyle konuşuyor. Onların arkasındaki masada üç kişi, sondaki masadakilerle iletişim halinde ama sanki ağız dalaşı da var. Sondaki masadan birinin dili dolaşıyor, sesi pek gür. Yanımdan geçen gençten biri -belli ki buranın sahibi ya da yöneticisi- durumdan hoşnut değil. Mekânın dirliğine o sahip çıkıyor anlaşılan. Galiba uyardılar ki ses tonu birazdan makule çekildi. Köşedeki televizyonun altında tek başına oturan bira müşterisi, kulağında kulaklıklarıyla kendi dünyasında. Üstündeki ekranda Antalya Hipodromu’ndan at yarışı yayını var. 

Biraz ekrana takıldım. Saadin Kasırgası, Ezerdöver, Lapistes, Kızıl Gezegen, Eski Toprak, Alevkıran, Hırsın Ateşi seyisleri tarafından yarış öncesi padokta hem seyirciye tanıtılıyor hem yarışa hazırlanıyor. At isimleri çok enteresan; mutlaka özel birer hikâyeleri vardır ama o işe ben bakamayacağım. Bir seneyi devirdim, hâlâ nato kafa nato mermer, çözemedim at işini. Ha, bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’yle (NATO) hiçbir ilgisi yok, onu da belirteyim. Orijinali Yunanca’dan, ‘Na to kefali, na to mermari‘den gelme. Türkçesi ‘İşte kafa, işte mermer‘. Taş kafalı gibi bir şey.

Biram bitince 35’lik söyledim. Meze seçimi için de hemen yanımdaki dolabın başına geçtim. 

Ben bunları seçtim, şikayetçi değilim.

Mezeler Yılmaz ustanın (Gündüz, 51) elinden. Kendisi Diyarbakır, Kulp’tan. 35 yıldır meslekte. Fotoğraf çekmek için izin isteyip amacımı söyleyince mahcubiyetle:

“Yarın Ramazan arifesi, bayrama kadar kapalıyız. Son günümüz diye az meze yaptım. Yoksa her gün en az 25 çeşit meze hazırlarım. Aynı mezeleri de yapmam, farklı farklı. Hepsini de ellerimle yaparım” dedi de ben zaten var olana razıyım. Çeşit olarak da gayet yeterli bana göre.

Yarımşar porsiyon istediğim mücver, acılı ezme gayet taze, patates salatası lezzetli, patlıcan salatası sotelenmiş biberle hazırlanmış. Brokolinin rengi yerinde, biraz fazla haşlanmış. Bir de süzme yoğurt.

Birden futbol yayınının o sevimsiz sesi dükkânı kapladı. Tepemde de bir ekran varmış. Galatasaray-Konyaspor maçıymış. Gitti güzelim atlar.

Meğer asıl ala bodrum kattaymış. Hem de örtülü masalar var.

Tuvalete inince alt kattaki salonu keşfettim. Mutfak ve mangal da burada. Üst katın aksine masalar örtülü. Salon ferah. Mekâna adını veren arka taraftaki bahçenin üstü kapatılıp salona dahil edilmiş.

Mekâna adını veren arka bahçenin üstü kapatılarak salona dahil edilmiş.

İki erkek, bir kadın kabini olan tuvaletler özenli ve temiz.

Bizim salon böyle.

Masama döndüm… Yükünü almış sondaki masa, diğer masadakilerle kafa tokuşturarak vedalaşıp kalktı. Birazdan da diğer masa. Henüz erken üstelik.

Doğru ya, eskiden reklâmı yapılabilirdi.

Ortalık sakinlemişken bana servis yapan yaş almış garsonla tanıştım. Abdullah bey de (Fidan, 59) Diyarbakır Kulplu. Oniki yaşındayken başladığı mesleğinin son yedi yılı burada. 

Genç garson Mahsun bey (Gündüz, 27) Siirt Eruhlu. Üç yıldır burada, zaten mesleğe de burada başlamış.

Önümdeki masadakilerden üçü kalkıp hesap ödedi. Bizimki hâlâ telefonda. Onlar çıkınca garsona hesabı sordu, kendisininkinin de ödendiğini duyunca üzülmüş gibi yapıp bir bira daha söyledi. Sonradan öğrendim, adı Hamza, Cezayirliymiş. Telefon görüşmeleri o kadar yoğun ki kendini kaptırdığında çalışanlar uyararak nerede olduğunu hatırlatmak zorunda kalıyorlar bazen.

Hamza ile tanıştırayım. Tabii hâlâ telefonda.

Yan tarafımdaki bira dolabının alt rafında, içinde etlerin olduğu Doğu Et poşeti var. Fark ettiğimde burayla ilgili olumlu duygularım daha da arttı. Doğu Et, Fatih’teki Kadınlar Pazarı’nın büyüklerinden. Tanışıklığım yok ama yolum düştüğünde hep onlardan alışveriş yaparım. Çok iyi esnaftırlar. 100 gram alana da 100 kilo alana da aynı ilgiyle davranırlar.

Ana yemekten de memnunum.

Ana yemeğe geçeyim o zaman. Yılmaz ustanın önerisiyle Adana ve kuzu şiş karışık tabak rica ettim. Yarımşar porsiyon tabii. Yediklerimden pek memnunum, malzeme kalitesi iyi. Ustalık da var.

Tahmin ettiğim gibi, patron o. Sezgin bey (Ataş 27), 15 yıldır babasıyla birlikte işletiyormuş, bunun son dokuz yılı kendi başına. Diyarbakır Kulp’tan onlar da. Babası 20 yıl önce Abdullah beyden devralmış. Bahçe ismini değiştirmemişler. Tabelada yazdığı gibi mekân 1995’ten beri açık:

Müşteriler Kapalıçarşı, Sultanahmet, Karagümrük, Fındıkzade, Laleli çevresinden, çoğu esnaf. Herkes birbirini tanır, hır-gür olmaz. Hamza gibi Cezayirliler de çok geliyor son yıllarda.”

Ekip fotoğrafımızı Hamza çekti. (Soldan sağa) Mahsun Gündüz, Abdullah Fidan, Sezgin Ataş, Yılmaz Gündüz, ben.

Pek hatırşinas, pek olgun. Mekândaki otoritesini de hissettiriyor bir yandan. Daha önce yazdığım bazı yerler akrabalarınınmış, kulaklarını çınlattık.

Saat 10:00’da açıp ruhsat saatleri olan 02:00’ye kadar servis veriyorlar. Günün her saatinde hareket oluyormuş. Raflarda viski, votka, cin gibi içki çeşitlerini de bulunduruyorlar. 

Fiyatlara gelince… Bira 120, 35’lik 800, mezeler 120, ciğer 250, beyin 150, börek 120, kebaplar ve soteler 300-450 lira arası. 

Hesabım bin 650 lira. Meyve ikram ettiler.

Maç bittikten sonra gelenler oldu. Ama son akşam yemeğinde aynı anda 13 kişi olamadık. Seneye bir daha mı denesem?