
BAHADIR KAYNAK
@bahadirkaynak
Öyle bir dönemdeyiz ki tevriye sanatı (bir kelimeyi iki ayrı anlamıyla aynı anda kullanmak) kendisini dayatıyor. Putin’le Erdoğan arasında olağan hale gelen buluşmaların sonuncusu bu kez neyse ki Rusya’da değil, Astana’da yapıldı. İki ülke arasındaki kalabalık gündem maddelerinden bu defa enerjiye odaklanıldığı anlaşılıyor. Daha önce Ukrayna savaşı, Suriye krizi, tahıl koridoru gibi gündemler öncelikliyken bu defa doğalgaz meselesi tartışılmış. Sonuç olarak, Putin’in basına muştuladığı kadarıyla Rusya bizi enerji merkezi yapmaya karar vermiş. Hemen ardından Erdoğan’ın da bu teklifi olumlu karşılaması üzerine Putin’in ne kastettiği, neler kazanabileceğimiz tartışılmaya başlandı.
Geçtiğimiz yıllarda Putin kendisini Ukrayna’da köşeye sıkıştırmadan önce, bu gaz alıp verme işlerini biz kendi kendimize yapıyorduk. Hatırlarsanız Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleriyle Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı bitecekti, kışın bile pencereler açık oturacaktık. Şimdi işin içinde dünyanın fosil yakıt devi olduğu için bu gaz verme işini biraz daha ciddiyetle ele almak gerekecek.
Önce konjonktüre ve gerekçelere bakalım: Putin neden şu aşamada Türkiye’yi enerji merkezi yapma teklifiyle ortaya çıktı? Rusya kendisini bir enerji süper gücü olarak konumlandırırken ve bilhassa Avrupa kıtasının başlıca tedarikçisi olma hedefine yönelik adımlar atarken bizimle ilgili bir planlamaları yoktu. Türkiye’yi sadece bir nihai tüketici, müşterilerinden birisi olarak kabul etmekte ısrar ettiler. Ne Avrupa’yla ne de dünya piyasalarına yönelik ticaretlerinde bir paydaş olarak görmeye yanaşmadılar. Zamanında Mavi Akım projesi yapılırken Türkiye’nin gelen gazın bir kısmını satma teklifine sıcak bakmadılar. Yine Ukrayna ile 2006 ve 2009 yıllarında yaşadıkları krizlerden sonra hedef pazarları Avrupa’ya yönelik alternatif rotalar belirlerken bizi dikkate almadılar. Öyle ki ilk seçenekleri Güney Akım projesi Karadeniz’in altından geçerek doğrudan Bulgaristan’a, Avrupa Birliği’ne giriş yapıp Türkiye’yi by-pass edecekti. Ne zaman ki AB tarafından bu boru hattına taş konuldu, Putin Türk Akım fikriyle ortaya çıktı.
Yoksa Türkiye’nin bir enerji koridoru olarak rolü aslında Rusya’nın enerji piyasalarındaki hakimiyetini kırabilmek adına ortaya konulmuş bir düşünceydi. Dünyada ispatlanmış petrol ve doğalgaz rezervlerinin üçte ikisiyle hedef pazarlar arasındaki eşsiz konumuyla, ilk bakışta bu öneride yanlış bir şey yoktu. Zaten Türkiye Irak petrolünü dünya pazarlarına ulaştıran Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattıyla Soğuk Savaş yıllarında bu rol için ilk adımı atmıştı. Ardından uzun uğraşılar sonrasında Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı da geldi. Ancak doğalgaz için bu elverişli konum pek değerlendirilemedi. Bir zamanların fantastik projesi Nabucco da akim kaldıktan sonra nihayet Hazar gazının TANAP-TAP vasıtasıyla Avrupa’ya taşınması sağlandı. Ardından gelen Türk Akım’ın ikinci hattıyla beraber Türkiye’nin bu doğrultuda birkaç adım attığı söylenebilir ama değil Putin’in bahsettiği merkez, alternatif bir koridor olarak bile üzerimizden geçen miktarlar çok yetersiz. Tamamen bizim tüketimimiz için yapılan Mavi Akım ve yine yarısı BOTAŞ’a hizmet veren Türk Akım’ın toplam kapasiteleri bile Kuzey Akım 1’e yetişemiyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin bir zamanlar çok fazla heves uyandıran Güney Koridoru rolünün bile pek bir yere varmadığından hareketle şu andaki teklife bir bakalım. Ayrıca Türkiye’nin bu hevesinden bugüne kadar en çok rahatsız olan aktörün Rusya olduğunu da bir kenara not edelim.
Ukrayna Savaşı’nın Şubat ayında patlak vermesinin en önemli yan etkisi Rusya ile AB arasındaki doğalgaz ticaretinin kopma noktasına gelmesi oldu. Önce bu işgale tepki olarak Almanya neredeyse tamamen bitmiş olan yıllık 55 milyar metreküp kapasiteli ve 10 milyar doları aşkın maliyeti olan Kuzey Akım 2 projesini sertifikasyon sürecinde askıya aldığını ilan etti. Ardından savaş ilerleyip ilişkiler gerilmeye devam ettikçe bu defa Moskova’nın karşı tedbirleri geldi. Kuzey Akım 1 hattından giden gaz akışında teknik gerekçelerle kısıtlamalara gidildi ve ardından sevkiyat tamamen durdu. Rusya ile AB arasında bu karşılıklı restleşmeler ve kördüğüme İskender’in kılıcıyla gelen darbe, boru hatlarındaki patlama oldu. Şu anda bu ticaret aradaki politik sorunlar giderilse bile hemen başlatılamaz. Boru hatlarında deniz suyunun yarattığı korozyon sebebiyle hasar da oluşmaya devam ediyor. Mevcut siyasi tıkanıklığı da üstüne koyduğumuz zaman Rusya’nın dünya piyasalarına çıkışı LNG gibi kapasitesi oldukça düşük kanallara sıkışmış durumda.
İşte bu koşullarda Putin, tıkanan doğalgaz ihracatını yeninden canlandırabilmek için bir hamle yapıp Türkiye üzerinden dünya piyasalarına ulaşmaya çalışıyor. Ancak kullandığı enerji merkezi sözünün içeriğinin de doğru anlaşılması lazım. Türkiye’nin uzun yıllar ideal bir durum olarak önüne koyduğu enerji merkezi olma hedefi buradaki tekliftekinden çok farklı bir durumdu. Ankara doğalgaz koridoru olmakla kalmak istemiyor, enerji alıcılarının ve satıcılarının serbest piyasa koşullarında buluşup ticaret yaptığı, fiyatların arz talep koşulları içinde belirlendiği bir kesişim noktası olmak istiyordu. Öyle ki Türkiye’de herhangi bir müdahale olmadan belirlenen fiyatlar birçok enerji alım satım işlemi için de referans olabilecekti. Batı’daki sofistike emtia borsaları mantığıyla işleyen böyle bir merkezin oluşması hem fiziki ve teknik hem de hukuki bir dizi şartın gerçekleşmesiyle olabilirdi. Farklı tedarikçilerin ürünlerinin rekabet ettiği, belirli bir derinliği ve akışkanlığı olan bir piyasadan bahsediyoruz. Bu piyasada da sadece nihai tüketicilerin, dağıtıcı firmaların değil aynı zamanda finansal kurumların da işlem yapabilmesi söz konusu olacaktı. Dolayısıyla her bakımdan karmaşık ve birçok şartın aynı anda gerçekleştirilmesini gerektiren bir süreç gerekmekteydi. Oysa şu andaki haliyle Türkiye’deki enerji piyasaları neredeyse tamamen devlet güdümünde, fiyatların politik gerekçelerle belirlendiği, arz bakımından çeşitliliğin sağlanamadığı bir halde. Bugün teknik anlamda bir enerji merkezi olmanın gerekliliklerini yerine getirmenin çok uzağındayız, Putin’in gazı da bu yolda yeni bir adım atmamızı sağlayamayacak.
Öyleyse enerji merkezinden Rusya’nın kastı farklı bir şey. Anlaşılabildiği kadarıyla teklif edilen Türk Akım’ın kapasitesinin artırılması yoluyla Trakya’da bir fiziki merkez kurulması ve bu şekilde Rusya’nın akamete uğrayan satışlarına devam edilmesi. Geçen sene Karadeniz gazıyla yeterince oyalanan iktidar medyasının bu yeni fırsata atlamaması düşünülemezdi zaten. Şimdiden “milyarlarca dolar akacak” gibisinden balon haberler manşetlere doluşmuş durumda ama fiziki merkez olmanın bile önünde sorunlar bir yığın. Mevcut savaş koşullarında, Rusya böylesine yaptırımlarla boğuşurken, böylesine mühendislik becerisi gerektiren bir projenin yürütülmesi nasıl olacak? Rusya finansal olarak böyle bir işin altına girebilse bile, ki bu kısım bile şüpheli, işin teknik kısmının ne şekilde halledileceği anlaşılamıyor. Üstelik yine yıllar sürecek bu hedef bir biçimde ulaşılabilse bile nihai hedef pazarın AB olacağı gerçeği değişmiyor. Rusya ve Almanya Kuzey Akım 1 ve 2 üzerinden halihazırda bağlanmış ama aradaki siyasi sorunlar sebebiyle doğalgaz ticareti yürütülememişken, olmayan boru hatları üzerinden aynı pazara yönelik bir projenin nasıl çalışacağı belirsiz. Rusya’nın savaş yüzünden Batı’dan tamamen dışlandığı ve ambargoları delme girişimlerinin ikincil yaptırımlarla karşılanacağı meselesine ise hiç değinmiyorum.
Bu gazdan önce Türkiye’nin halihazırda fahiş fiyatlarla yaptığı doğalgaz alımlarında farklı bir formülasyonu Rusya’ya kabul ettirmek en büyük öncelik gibi duruyor. Bir de geçen haftalarda haberlere düşen doğalgaz ödemelerinin ötelenmesi talebi vardı ama ondan haber çıkmadı. Galiba şu aşamada piyasalarda kış korkusunu ve paniği engelleyecek muştulu haberler öncelik kazanıyor. Bakalım onun için bu gaz şimdilik yetecek mi?