isinelicin@diken.com.tr
– Burada bulunmamızın nedeni Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından verilen emri yerine getirmek.
– Nedir bu, istila mı? Yoksa zor kullanılarak düzenlenen bir barış operasyonu mu?
– Vladimiroviç Putin tarafından yardım amaçlı verilmiş asker sevkıyatı emri. Bir subay olarak diğer subaylarla konuşmak istiyorum.
– Ben terörist miyim? Rusya’nın Karadeniz Filosu’na tehdit mi oluşturuyoruz?
– Yerine getirmemiz gereken bir emir var
– Rusya’yı hep büyük ağabeyimiz olarak gördük. Bu davranışın sadece benim ülkeme değil seninkine de zarar vereceğini görmüyor musun?
– Uluslararası toplum Rusya’ya güvendiği için Olimpiyat Oyunları’nın evsahipliğini verdi. Her ülkeye böyle bir güven gösterilmez.

Guardian gazetesinin yayınladığı bu konuşma kaydı Ukrayna’nın Kırım’daki donanma üssünde (evet, bir tape var, gazetenin yayınladığı!) Rus General İgor Turçinyuk ile bir Ukrayna askeri arasında geçiyor. Rus birliğinin kuşatma altına aldığı Fordosia üssündeki Ukraynalı askerler generalin silah bırakıp teslim olma çağrısına uymamış. Ruslar dışarıda, Ukraynalılar içeride gergin bekleyişleri sürüyor.
Ukrayna’daki isyanı, Meydan’ı dolduranların arasında aşırı sağcı ve faşistler de var gerekçesiyle, daha çok sol cenahtan eleştirenler, hatta Gezi deneyimi nedeniyle sempati besleyenlere, aman desteklemeyin çağrısı yapanlar oldu. Şimdi Rusya’nın Kırım çıkarmasıyla ilgili ne düşünüyorlar meraktayım*: Bu bir istila mı? İşgal mi? Barış operasyonu mu? Yoksa Rusya’ya sığınan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in darbeyle ülkeyi ele geçirdiklerini iddia ettiği, yine onun tabiriyle ‘faşist holiganlar’a karşı meşru bir savunma mı?
Putin güzel kılıf buldu
Putin’e sorarsanız, “Ukrayna’da olanlar”, hem “pogroma benziyor”, hem de “dışarıdan (Batı Bloğu tarafından) planlanmış.”

Rus lider, anti-faşist ve anti-emperyalist çağrışımlı bu sözcüklerle, Ukraynalı isyancılara vereceği askeri karşılığa fena bir kılıf hazırlamadı doğrusu.
Sosyalizm değil Avrasyacılık
Ama artık Doğu Bloku, arkasında saf tutacaklara sosyalizm vaat etmiyor. (Nazire edeyim: Uluslararası toplumun Olimpiyat emanet edecek güveni görmesindeki sebep kapitalizmden yana yaptığı tercih mi yoksa?) Rusya’nın bugünkü Batı karşıtlığı başka bir ideolojiden, Avrasyacılık olarak da bilinen, çok ulusluluğu dışlamadan ama Rusları merkez alan ve esas olarak coğrafi bütünlüğün belirleyici olduğu yeni bir tür milliyetçilikten besleniyor. Nitekim Putin de askerlerini Kırım’a “Rusça konuşanları korumak” için gönderdiğini duyurdu.
Ukrayna’daki isyanın da milliyetçi bir karakteri var. Rusya’nın milliyetçiliğini, faşist ve ırkçı renklerin daha görünür olduğu Ukrayna’nın etnik milliyetçiliğine yeğliyorsanız, diyecek sözüm yok.
Doğu-Batı farkı
Ama Nazizmi hatırlarken, Ukrayna milliyetçiliğini şekillendiren tarihi arka planı, özellikle Stalin döneminin yol açtığı travmaları da görmezden gelemeyiz. Ukrayna’nın ‘Batıcı’ batısı Stalin’in kırımdan (bkz. Holodomor) geçirdiği köylü nüfus ağırlıklı. Sanayileşme, şehirleşme ve buna bağlı kozmopolitleşme Rusların ağırlıkta olduğu doğuda.
Stalin’in her tür muhalefetle birlikte Ukraynalılar ve Gürcüler başta milliyetçi çıkışları hedefe koyan temizlik kampanyasından nasibini alanlara, tehcir edilen Tatarları da eklersek, Ukrayna nüfusunun önemi bir bölümü için Rusya eli ağır, sevmesi zor bir ‘ağabey’ olagelmiş.

Evet, Meydan muhalefeti Batı’dan da destek buldu. Kurulan geçici hükümette önemli koltuklar kapan Ukraynalı aşırı sağcılar da fırsatını bulsa faşist bir diktatörlük kurmak ister herhalde.
Kolaycı yaklaşım
Ama Meydan’ı onlardan ibaret saymak ve olanları Putin ve Rusya’dan destek bulan Yanukoviç’in sunduğu gibi ‘dışarıdan destekli faşist bir darbe’ olarak kestirip atmak, üç ay boyunca Kiev’de Meydan’ı dolduran binlerce kişinin iradesini, muhalefet gerekçelerini hiçe sayan, kolaycı bir yaklaşım.
Ukraynalıları 30 Kasım’da kitlesel şekilde Meydan’a döken, AB anlaşmasının iptalini barışçı bir şekilde protesto eden gruplara uygulanan polis şiddetiydi; hep beraber protesto ettikleri ise yolsuzluklara battıkça otoriterleşen bir iktidar.
Bu yazının meselesi
Bundan sonra daha iyisini kurabilecekler mi, şüphe etmek için haklı gerekçeler var gerçekten, ama aynı gerekçeler Rusya’nın karşı güç kullanımına sessiz kalmayı da haklı çıkarır mı?
Bu yazının meselesi işte bu.
*Pek çok kişi gibi benim de aklıma Sovyetler Birliği’nin 1968’deki Çekoslovakya işgali sırasında Türkiye solunun yaşamış olduğu kırılma geliyor: İşgali kınayanlar ve yer aldıkları ideolojik kampta kırılan kolun yen içinde kalması gerektiğini söyleyip sessiz kalanlar, hatta savunalar…
Kırılmanın en bariz sonuçlarından biri, 1965 yılında parlamentoya 15 vekil sokan Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde yaşanmıştı.
Partinin lideri Mehmet Ali Aybar, Sovyetler Birliği’ni sert bir dille, açıkça eleştirmiş, bu tavrıyla da parti içindeki hizipleşmeleri su yüzüne çıkarmıştı.
Ahlaki doğruculuk ve tutarlılığı, yoldaş/cemaat dayanışmasına tercih eden Aybar, 1969’da genel başkanlıktan istifa etti.
Yıllar sonra Noam Chomsky’nin Sovyet emperyalizmine dair, 1986’da Nikaragua’da yaptığı konuşmadaki şu sözleri, Aybar’ın, ‘Türkiye’ye özgü güler yüzlü sosyalizmi’ne selam eder gibi gelmişti bana:
“Bazı solcular yoldaş (cemaat) dayanışmasını ahlaki tutarlılığa tercih ediyor. Dünyanın gerçeklerinden biri, iki süper güç olduğudur. Çok büyük olanın postalları sizin boğazınıza bastırıyor; diğer daha küçük olanın postalları da başkalarının boğazına bastırıyor. Üçüncü dünyanın bu gerçekle ilgili illüzyona kapılması büyük hata olur.”
