'Polis tekmesiyle düşürdüğüm bebeğin hesabını soracağım'

 

2010 yılında İstanbul’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ı protesto eden gruba yönelik polis şiddeti sırasında bebeğini düşüren E.Ö., davanın düşmesinin ardından ilk kez konuştu. Olay sırasında 19 yaşında olan ve dört yıllık süreçte 44 kiloya düşen, üniversite eğitimi yarıda kalan, psikolojik tedavi gören E.Ö. konuyu rafa kaldırabilmek olaya dahil olan herkesin cezalandırılmasını istiyor.

Radikal’den Ezgi Başaran’a konuşan E.Ö., “Ben sisteme her bakımdan itiraz ediyordum. Bildiri okumak için, eğitim dosyasını vermek için o gün orada bulunmam, evlenmeden hamile kalmış olmam… Bunların hepsi devletin sistemine aykırı, dolayısıyla beni ezmek için elinden geleni yaptı” dedi.

(Fotoğraf, Radikal'den alınmıştır.)
(Fotoğraf, Radikal’den alınmıştır.)

E.Ö.’nün şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada geçen hafta takipsizlik kararı verilmiş ve “Müştekinin çocuğunu düşürmesinin söz konusu olayla bir ilgisi bulunmadı” denilmişti. Saldırı esnasında E.Ö. “Vurmayın hamileyim” demesine rağmen karnına aldığı tekme ve cop darbeleri nedeniyle bebeğini kaybetmişti. Genç kadın, o sırada altı aylık hamileydi.

E.Ö. dört yıl boyunca yaşadıklarını şöyle anlattı:

‘Hamileyim’ dediğimi duydu, özellikle sırtıma ve belime vurdu

– Sayımız çok azdı. Bizim için orada biriken polis sayıca beş kat fazlaydı. Dolmabahçe’deki camiinin orada bizi çevreledi, hemen sonra üstümüze gaz sıkmaya başladılar. Biz de Kabataş’a doğru kaçıştık. 30-40 metre gidebilmiştim ki omzumda bir el hissettim, beni yakaladı polislerden biri. Elimle elini ittirdim, “Vurma hamileyim” diye uyardım. Duydu ama özellikle sırtıma, belime vurdu. Yere düştüm, bayağı bir tekmelendim. Karnımda küçük bir sancı hissettim. Pantolonuma baktığımda kan vardı. Herhalde bebeğim o sırada düştü.

yok protesto2

Hastanede gkeleğçe takmaya çalıştılar

– Polis gittikten sonra ambulans çağırdık. Ambulans gelmedi. Taksi bekledik, o da uzun süre gelmedi. En sonunda Taksim İlk Yardım Hastanesi’ne götürüldüm. Orada gözaltına almaya, kelepçe takmaya çalıştılar. Beni o halde kadın doğum uzmanına çıkardılar. Ultrason yaptı. Bebeğin kalp atışlarını duymuyorum dedi ama ‘bebeğin düşmüş‘ cümlesini kurmadı.

– Ertesi sabah 8-9 civarında bir kadın doktor geldi. ‘Düşük başlamış‘ dedi. Beni küçücük, çok pis bir odaya aldılar. çok kötü davrandılar. Makineymişim gibi. Bacaklarıma vurdular. (…) Kürtajda iki yöntem varmış, sonradan öğrendim. Biri vakum, diğeri kazıma. Bana kazıma yöntemi uygulandı. Ve çok çok canım acıdı.

Cenini kutuya koyup fırlattılar, en çok o koydu

– Uyuşturulmadım, uyutulmadım. Bir yandan da “Kendini kasma, bir şey yok, çocuğu yapmasını biliyorsun ama…” filan diyorlardı. Cenini masanın üstündeki utulardan birinin içine koyup, kutuyu fırlattılar. Yaşadıklarım içinde bana en çok koyan da o oldu. Bu kadar mı korkunç, bu kadar mı felaket bir şey de fırlatıp atılıyor? Ben o bebeği doğurmayı istiyordum.

– 1.5 ay Çapa’nın psikiyatri bölümünde kaldım, kendimi zor toparladım. Post- Travmatik Sendrom teşhisi kondu.

yok protesto1

Tazminat kan parası gibi geliyor

– Planladığım hiçbir şeyi yapamadım. Üniversite sınavına girdim birkaç defa, Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler’i kazandım, kayıt yaptırdım ama yapamadım. İstediğim yeri kazanamadım çünkü kafamı toparlayamıyorum. Dört yıldır sağlığımla ilgilenmek zorunda kaldım hep. Bu olay olduğunda 58 kiloydum, şimdi 44 kiloyum.

– Avukatlarım ‘merak etme AİHM’e gideceğiz, çok haklıyız, AİHM Türkiye’yi adil yargılamayı engellediği için tazminata mahkum eder‘ diyor. Bu da değil istediğim. Tazminat filan kan parası gibi geliyor.

– Bana bunu yapanların ciddi biçimde cezalandırılmasını istiyorum. Hem emri verenlerin hem eylemi gerçekleştirenin. Hem de soruşturmayı engelleyen polislerin, hem de polisi koruyan savcıların. Hepsinin cezalandırılmasını istiyorum. Bu şekilde konuyu kafamda bir rafa kaldırabilirim ancak.