Pelin Cengiz: Acilen Soma Kanunu'na ihtiyacımız var

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

İtalya’nın Milano kentine 20 kilometre uzaklıktaki Seveso kasabasında, 10 Temmuz 1976’da çok ciddi bir endüstriyel kaza meydana gelir. Kentin yakınındaki ICMESA Chemical Company’ye ait fabrikada triklorofenol üretimi yapan bir reaktördeki patlama sonucu ortaya çıkan zehirli gaz hızla çevreye yayılır. Kasabada kısa sürede hayvan ölümleri görülür, ardından halk hastanelere akın eder. Yapılan kontroller kasabada geniş bir bölgenin tamamen kirlendiğini gösterir. Seveso kazası, 30 bin kişinin etkilendiği, yüzlerce evin boşaltıldığı, 1800 hektar alanın zehirlendiği ve 75 bin hayvanın itlaf edildiği bir kaza olarak kayıtlara geçer. Endüstriyel kazaların olumsuz etkilerini azaltmak için 1982’de kasabanın adıyla anılan Seveso Direktifi çıkarılır, zamanla direktif güncellenerek yeni önlem ve koruma araçları eklenir.Ardından, Seveso Direktifi 1996’da AB standardı hâline gelir.

Bunu niye anlattım, elbette Soma’da yaşanan maden faciasıyla bir bağlantısı var. Boyutları, etkileri, can kaybı farklılık içermekle birlikte Soma’daki facia madencilikle ilgili yeni yasal düzenlemelerin ve sürekli güncellenecek acil eylem planının ihtiyacını ortaya koyuyor. Gerek işletme devri ve ruhsatlandırma gerekse denetimler konusunda Türkiye’deki mevzuatın yeterli olduğu iddia edilse de, demek ki değil ve demek ki çok daha radikal ön uyarı sistemlerine, denetim ve yaptırım mekanizmalarına ihtiyacımız var. Aynı Seveso gibi adına Soma Kanunu diyeceğimiz bütün paydaşların katkısıyla ortaya çıkacak yeni yasal düzenleme için hızla harekete geçilmeli ve bu facianın unutturulmasına, üzerinin örtülmesine engel olunmalı.

Burada mesele, ne kadar ileri ya da kapsayıcı yasal mevzuata sahip olduğunuz değil, bunların ne kadarını kararlı ve titiz şekilde uyguladığınız… Uluslararası standart denen şey de aslında kendini burada gösteriyor. AKP’nin çevre, sendika, emek alanlarını nasıl vesayeti altına almaya çalıştığına; nasıl koruma, denetleme başlıkları altında insan hayatına kasteden, çevreyi katleden yönetmelikleri torba yasalara sokuşturduğuna şahidiz. Soma faciasıyla gündeme gelen, 19 yıldır imzalanmayan ILO 176 sözleşmesi etrafında yapılan tartışma bunun en çarpıcı örneği.

Pelin Cengiz’in yazısı