Bir yıl boyunca 28 bin lira aylıkla geçinmek zorunda bırakılan asgari ücretli vatandaş, her şeye zam olurken benim maaşım neden yerinde duruyor diye soruyor haklı olarak. Ailesiyle ayda birkaç kez bir simit ve çay içmeyi ancak bunun hesabını yaparak, evinde oturmak zorunda kaldığını, kendisini değil eşi ve çocuğunun da temel insani bir ihtiyaçtan mahrum kalmasının derin bir yara bıraktığını, sitemle anlatıyor.
Elbette her vatandaş gibi asgari ücretliler de temel asgari düzeyde insanca bir yaşamı hak ediyor. Açlık ve yoksulluk sınırını altında bir yaşama mecbur bırakılmak, hayatın yükünü tek başına omuzlarında hissetmek, alım gücü karşısında her geçen gün eriyen maaşıyla, gelecek kaygısı artıyor.
Ekmeğe, simite, peynir, zeytine, kuru bakliyata, faturalara, çarşı, pazarda sebze ve meyveye gelen zamlara yetişemediğini ancak maaşının sabit kaldığını söylüyor. Yok mu buna bir çare diye soruyor? Ayda bir kez olsun ailesiyle bir lokantada yemek yemeyeli yıllar olduğunu, döner ekmek de yiyemediğini ancak çocuğunun canı istediği için bir kez ona aldığını, evine et alamadığını da söyleyen asgari ücretli derin bir üzüntü ve mahcup bir bakışla yine soruyor?
Bir yıl boyunca 28 bin lira maaşla ve kirada da oturuyorsanız, maaşınız artmıyorsa, ancak her şeye bütün bir yıl boyu zam geliyorsa siz geçinebilir misiniz? Bizim de insanca bir yaşama hakkımız yok mu?…Elbette var…
Asgari ücretliye de açlık ve yoksulluk sınırı altında ezilmeyeceği, sosyal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi, ihtiyaç değil bir zorunluluk değil mi? Bir insanın ömrünü tüketip, bir yıl boyu alın teriyle emeğinin karşılığında zor ekonomik koşullar altında bir yaşamaya değil de bir sonraki günün şafağında, bir lokma ekmeğin ağırlığı ile ezilen bir hayat değildir asgari ücretlinin payına düşen…