Mutlak butlan kararı duyulur duyulmaz, bunun siyasi sonuçları kadar ekonomiye etkilerinin ne olacağı da tartışılmaya başlandı.
Birincisi ve en önemlisi, bütün bu yapılanlar yalnızca belirli bir siyasi düzeni değil, aynı zamanda belirli bir ekonomik düzeni korumaya dönük. Bu nedenle meseleyi yalnızca “piyasalar bu karara nasıl tepki verir?” sorusuna sıkıştırmak yanıltıcı olur.
Asıl soru, böyle bir siyasi kararın hangi ekonomik düzeni ayakta tutmaya yaradığıdır. Çünkü Türkiye’de son yıllarda siyasal alan daraldıkça, ekonomik alan da daha dar bir sermaye çevresi lehine yeniden düzenleniyor.
İkincisi, daha önce de defalarca vurguladığım gibi, bu ekonomi yönetiminin temel derdi hiçbir zaman enflasyonu kalıcı olarak düşürmek olmadı. Asıl amaç, Türkiye’ye yüksek faiz üzerinden döviz girişini sürdürmekti.
Türkiye’de sermaye sınıfının önemli bir bölümü açısından sorun, otoriterleşmenin kendisinden çok, bunun kârlılığı, finansmana erişimi ve dış dünyayla ilişkileri nasıl etkilediği; rantların farklı sermaye kesimlerine ne ölçüde dengeli dağıtıldığıdır.
Bu bağlamda, küçüğüyle büyüğüyle, yerlisiyle yabancısıyla sermayenin, tek elden yönetilen bir ekonomi ve siyasi baskı ortamının kendilerinin kârlılığına ve ranta erişimine nasıl destek olduğuna odaklandığı söylenebilir.
Başka bir deyişle, ücretlerin baskılandığı, sendikal örgütlenmenin zayıflatıldığı, çevresel itirazların bastırıldığı, kamu ihaleleri ve teşviklerin belirli kanallar üzerinden dağıtıldığı bir ortamdan azami faydayı elde etmeye.
Rahatsızlık ise daha çok bu modelin finansal istikrarı ve uluslararası sermaye girişlerini tehdit etmeye başladığı noktada görünür hale geliyor.