MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 1 Ekim’de Meclis’in açılış oturumunda yerinden kalkıp DEM sıralarına gittiğinde haliyle heyecan yükseldi. DEM Parti’de ön sıralarda olup Bahçeli ile tokalaşmamak için arkaya geçenler de vardı, AK Parti sıralarından Bahçeli’ye desteğe gelenler de. Bahçeli’nin akşam meclis resepsiyonunda devam ettirdiği çıkışı nereye varır bilmek zor ama en azından siyaset kurumunun kendi ürettiği, sonrasında hem kendisini hem de toplumu esir ettiği ezber bariyerlerini yine kendisinin esnetebileceğinin önemli bir işareti idi. 1 Ekim’de Bahçeli’nin DEM Parti’yi de aşan normalleşme hamlesinin ne kadar sahici olduğunu anlamak için Salı günkü grup toplantısını beklemek gerekiyordu. Siyasi hafıza Bahçeli’nin o kürsüde bir hafta önceki havayı terse çevirebileceğini anlatan örneklerle malul.
Elbette siyasette diyalog dilinin hâkim olması önemli. Liderlerin sorunların çözüm adresi olarak siyaseti, parlamentoyu görmesi hayati. Dolayısıyla düne kadar sarf edilmeyen, tam tersi kutuplaşma dilinin egemen olduğu havayı dağıtan bu sözler kıymetli. Sonu nereye varırsa varsın meclis kürsülerinde kullanılan bu cümleleri yok saymak mümkün değil. Bununla birlikte sürecin amacının yapılan konuşmalarda net bir şekilde tarif edilmediğini göz ardı etmek de mümkün değil. Eğer mesele adıyla sanıyla Kürt sorunu ise bu konuda liderlerin daha önce ifade ettikleri keskin tavırların değiştiğine dair bir işaret henüz yok. Eğer bu konuda bir adım atılacak ise bunun da siyasal, ekonomik ve jeopolitik bağlamı eksik. Ekonomi diliyle konuşursak; bütçe açığı, cari açık, yüksek enflasyon, eksi Merkez Bankası rezervi ve yüksek işsizlik ortamında siyasilerin “hadi bir araya gelelim ve ekonomi büyüsün” demesi pek karşılık üretmiyor.
Demokrasi açığı, hukuk açığı, Kürt tarafında hapis cezaları ve tehditleri ile aktör kıtlığı, PKK’da jeopolitik farklı ittifaklar ve çözüm karşıtlığı, ülke içinde herhangi bir yumuşamaya direnç gösterecek milliyetçi duygu durumu, vatandaşların normal tahammül sınırlarını zorlayan ekonomik kriz, sivil toplum ve basının mefluç hali aynı anda yaşanırken yeni bir çözüm sürecinden ya da normalleşmeden bahsetmek fazla aceleci olacaktır. Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan iyimserlik ve geleceğe dair umut. Ancak iyimser beklentilerin arkası boş çıktığında oluşan hayal kırıklığı tekrar umutlanmanın önünde de engel oluşturuyor.