OĞUZ BAYHUN
Tüm dünyada küresel ısınma nedeniyle tehlike çanları çalarken en çok korunması gereken şeylerden biri ormanlarımız. Buna rağmen bu konudaki karnemiz içler acısı.

2015 verilerine göre Türkiye’nin sadece yüzde 28’i ormanlarla kaplı, 2018’de 35 bin 700 hektar ormanlık alan yok oldu. 2001-2018’de ise toplam 452 bin hektar ormanımızdan olduk ve önüne geçilmediği sürece, siyasilerin konuyu görmezden gelmeye devam etmesi halinde tablonun daha da olumsuz bir hal alacağı kesin.
‘Türkiye’nin ciğeri’ olarak bilinen Kaz Dağları, Avrupa’da, Alp Dağları’ndan sonraki en yüksek oksijen oranına sahip bölge. 800’den fazla bitki çeşidi ve onlarca endemik türe ev sahipliği yapıyor.
Bölgeyi talan etmek için 400 milyon lira yatırım yapan Kanadalı Alamos Gold şirketinin CEO’su John A. McCluskey, 195 bin ağacımızı katletmesinin yanı sıra “Türklerin en iyi bildikleri iş taş taşımak” diyerek bizimle dalga geçiyor. Dünyada eşi benzeri bulunmayan bir bölgeyi katlederek 4 milyar dolar (21 milyar 950 milyon) kazanmaktan başka hiçbir şeyi önemsemiyor.
Kendi kentini en çok savunması gereken isimlerden biri olan AKP Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, 2017’de yapılan uyarılara rağmen “Ağaçlar kesildikten sonra eylem yapıyorlar” diyor.
Varoluşundan beri doğaya olan sağlam inancıyla doğaya kutsiyet yüklemiş insanlarımız, Türkiye’nin dört bir yanından bölgeye giderek katliamı durdurmak için seferberliği andıran protesto eylemleri başlattı.

Bayraklarında akçaağaç yaprağını taşıyan Kanadalılar bundan 26 yıl önce dünyanın en büyük çevre protestolarından birini düzenledi. Ancak, Kanadalı şirket kendi tarihinden ders almamışa benziyor.
1984’te, Kanada’nın British Columbia eyaletinde, hükümetin ve şirketin sınırlı alanda asgari ölçütte zarar verilerek kesim yapılacağını duyurmasıyla Clayoquot Sound bölgesinde sessiz sedasız katliam başladı.
Aynı yıl bölgede yaşayan kabile Nuu-chah-nulth ve çevreciler büyük bir kuşatma yaptı. 1992’de giderek büyüyen direniş 1993 ortasında insanlık tarihinin en büyük çevreci protestolardan birine dönüştü.
Çevre örgütleri Greenpeace ve Sierra Club’ın da destekleriyle 10 bin insan üç ay boyunca her gün alanda kamp yaptı ve araçların girişini engelledi.
Ağaç katliamını destekleyen ve çevrecileri görmezden gelen Kanada hükümeti ve polisi, çevreye duyarlı bu insanları otobüslere sürükleyerek hapse attı.
Öte yandan çevre katliamında çalıştırılan işçiler ve aileleri, şirket yönetiminin organizasyonuyla ‘karşıt eylem’ yaptı. Bu eylemde, yapılan çalışmanın ülkeye büyük gelir kazandıracak bir proje olduğu, ‘getirisinin yanında katliamın önemli olmadığı’ iddia edildi.
Medyada yaşananlarla ilgili ‘çelişkili’ haberler yayınladı. Çevrecilerin direnişiyle ilgili haberlerde, ulusal desteğin artmasına engel olmak amacıyla protestocuları ‘tek tip insanlar’ gibi gösterildi (feminist, komünist vs.) çalıştı. Halbuki, medyanın bu şekilde ‘etiketlediği’ o insanlar ülkenin farklı bölgelerinden, farklı yaşlarda, farklı etnik kültürlerden insanlardı. Ve, ‘tek yürek’ olup doğaya sahip çıkmaya çalışıyorlardı.

Şirketin protestoculara dava açması sonucunda mahkeme, faaliyet gösterilen ormanlık alanlarda sivil hiçbir müdahale ve protesto girişiminin olamayacağı kararına vardı. 932 çevreci tutuklandı.
Bugün Clayoquot Sound’daki ormanlar, 20’nci yüzyılın sonundaki direnişin, çevre bilinciyle yapılan protestoların ürünü. Protestolardan sonra orman bakanlığı, bilim insanlarının katkısıyla kaleme alınan kanun tekliflerinin hepsini kabul etti. Hükümet şirketle ortak çalışma yürüterek onarım aşamasına geçti.
Protestolarla saygınlığını tamamen yitiren şirket çok büyük zararlara uğradı ve bölgeden çekilme kararı aldı. Şirketinin bölgedeki haklarının yüzde 50’si yerel halka verildi. Ormanları koruma kanunları çıkarıldı.
“Kaz Dağları’ndaki ağaçlar zaten kesildi” diyerek yaşananlara göz yummak bu çevre katliamın önünü açmaktan başka bir şey değil. Orada sadece bu ülkede yaşayan insanların değil tüm dünyanın sahip çıkması gereken bir zenginlik var.
Bölgede yaşananlar sosyal medya sayesinde uluslararası basının gündemine de oturdu. Hem Türkiye’den hem de yurtdışından sanatçıların desteği katliama, daha güçlü bir sesle “Dur” dememizi sağlıyor.
Her kesilen ağaç ciğerimize batan birer iğne gibi canımızı yakıyor. Hangi siyasi bu durumdan memnun olabilir ve buna göz yumabilir ki?