İşte tam da bu nedenlerle, bu ülkede demokrasiye inanan hemen herkes askeri vesayetle savaşında AKP’nin arkasında durdu. Normal bir ülke olalım, asker son derece saygın olan kendi işini yapsın, kimse düşman ilan edilmesin, kimseye karşı savaş ilan edilmesin, suçu olanlar mahkemeler tarafından cezalandırılsın istedik. Bu ülkeyi sadece seçimle gelen siviller, demokratik kaidelere riayet ederek yönetsin istedik.
Ama dün öğrendik ki, bu iktidar, bu devletin eski Kırmızı Kitabı’nı tozlu raflardan çıkarmış, öfkeyle, hırsla, bu kitaba bazı vatandaşların adını “düşman” olarak yazıyor. Bu düşmanlara karşı devlet bütün kurumlarıyla savaş açsın istiyor.
Zannediyor ki, kendi adının yazılı olduğu önceki sayfaları kıvırınca, beyaz bir sayfa açılacak. Zannediyor ki, gaipten çağırdığı eski zamanın ruhu bu defa ona hizmet edecek. Demokrasinin olduğu yerde Kırmızı Kitap’ın; Kırmızı Kitap’ın olduğu yerde de sivillerin iktidarının olamayacağını göremiyor.
Kırmızı Kitap’ın sayfalarını karıştırırken Pandora’nın kutusunun kapağını kaldırıyor…