Şenol Güneş yalnız bir adam, yazgısı bu. Milli Takım’ı çalıştırdığı yıllarda eşi ve küçük kızı Trabzon’da yaşıyordu, sabahtan akşama kadar çalıştığı için hiç ama hiç görüşemiyordu ailesiyle. Dünya Kupası’na hazırlanırken eşini sadece bir kere görmüştü mesela. Bütün hayatını işine adamıştı, başka türlü başarılı olamayacağını biliyordu.
Sonunda Türkiye spor tarihinin en önemli başarılarından birinin mimarı oldu. Milli Takım’ı dünya üçüncüsü yaptı, ama memlekete geldiğinde işitmediği hakaret kalmadı, hiç kimseye yaranamadı.
Futbol oynarken de yalnızlığı seçmişti zaten. Herkesin infaz etmeye en hazırlıklı olduğu, formasıyla bile takımından ayrılan ve üç direk arasında bir başına bekleyen kaleciydi.
Tevazuyu karizma noksanlığıyla karıştırdığımız için bir türlü Güneş’i “kulübe” dahil etmedi kodamanlar. Fatih Terim gibi garip el hareketleri ve mimikleriyle iddialı cümleler kurup üzerine yakışmayan pahalı kıyafetler giyerek caka satmıyordu. Ama Fatih Terim takımdaşlık üzerine konferans verip İtalya’da çalıştırdığı kulüpten kovulurken Şenol Güneş futbolda sportif başarı çıtasını yükseltiyordu.
Beşiktaş’ı ikinci kez şampiyon yaptığına göre yeteri kadar karizmatik olmuş mudur acaba?