İşte, ABD… Eylül 2025’te Irak’ta tek asker bırakmama kararı alan Washington, Suriye’de besleyip büyüttüğü PYD/YPG’yi rejime, Rusya veya İran’a kaptırmak istemiyor. Ama nereye ekleyeceğini de kara kara düşünüyor. Gazze, Lübnan, Suriye ve Irak’taki, İran’a müzahir unsurları hedef almasına yol verilen İsrail ise karanlık planlarını bir bir uyguluyor. İsrail’in sözde güvenliği için katliamlarına göz yuman ABD, şimdi de Tel Aviv’i koruma altına alma bahanesiyle Güney Kıbrıs’ı silahlandırıyor. Üs bölgeleri kurarak Ada’daki huzur ve barış iklimini bozabilecek gelişmelerin tohumlarını ekiyor.
Veya Almanya… Eurofighter savaş uçağı alım programını İngiltere ve İspanya’ya rağmen bloke ediyor. Siemens’in, Akkuyu Nükleer Güç Santrali için taahhüt ettiği kritik parçaları vermeye yanaşmıyor. Ama Almanya’dan sığınma hakkı isteyen tahmini 13.500 Türk vatandaşını sınır dışı etmek için Ankara’dan ricacı oluyor.
Özetle, yukarıdaki manada garp cephesinde değişen bir şey yok. Yalnızca, sahadaki hadiseler ABD ve AB’yi ne kadar zorlarsa stratejik konularda ancak o kadar sürprizler yaşanabilir.
Belki de bu nedenle 22-24 Ekim BRICS Zirvesi’nde Türkiye’ye verilecek mesaj ve Erdoğan-Putin görüşmesi farklı gelişmelerin habercisi olacak.