Sermayeyi kollamanın bir başka yolu, sözde doğrudan kurumsal sermaye gelirlerini vergilemek üzere yürürlükte olan Kurumlar Vergisi’ni sınırsız vergi ayrıcalıkları (vergi harcaması denilen istisna ve muafiyetler) ve vergiden kaçınmanın türlü çeşitli yollarıyla donatmak olmaktadır. 2025 yılı Bütçesi bakımından KV için vergi harcaması 701 milyar TL olarak öngörülmüşken (gerçekleşme verisi açıklanmıyor) 2026 öngörüsü 768 milyar TL’dir.
2025 için vergi harcaması/KV gerçekleşmesi oranı yüzde 57’dir. 2026 için şimdilik yüzde 48 gibi bir oran hesaplanabilmektedir; ama gerçekleşmeyi görmeden bir hüküm vermek doğru olmaz. Öte yandan, sermaye şirketlerinde ortaklara yapılan kâr payı (temettü) dağıtımının, Özal döneminden itibaren Gelir Vergisi’nin artan oranlı tarifesine tâbi olmayıp yüzde 10-15 gibi düşük bir sabit oranlı stopajla vergilendirilmesi, Gelir Vergisi içinde sermaye gelirlerinin payının neden bu denli düşük olduğunun en önemli açıklamasını oluşturmaktadır.
Malum, Temizel reformuyla (1998) sözde tüm gelir türlerinin birleştirilerek artan oranlı tarifeye tâbi tutulması girişimini, sermaye örgütleri ve onların has iktidarı AKP büyük bir kararlılıkla püskürtmüştü.
Kıssadan hisse: Emekçi sınıflar iktidara ağırlık koymadıkça ne üzerlerindeki ağır vergi baskısından kurtulabilirler ne de -mefhumun muhalifi gereği- sermayeyi ağır bir vergi yükü altına sokabilirler. Elbette bütçenin yüzünün hem gelir hem harcamalar yönünden emekçi sınıflar lehine döndürülmesi de sert bir sınıf mücadelesi göze alınmadan başarılamaz.