Türkiye uyuşturucu mafyasının en önemli pazarlarından biri haline geldi. Yapılan operasyonların büyük bir çoğunluğu ara kademelerdeki dağıtımcılar, torbacılar ve kullanıcılarla sınırlı kalmaya devam ediyor. Ali Yerlikaya döneminde yapılan operasyonlar ile uyuşturucuya bulaşmış çok sayıda insan cezaevine atılmış olsa da; kaynağın kurutulamadığı, dokunulmazlara dokunulmadığı, liman ve serbest bölgenin yazılı ve yazısız müktesebatı tersine çevrilmediği sürece Türkiye’nin bir uyuşturucu cehennemi olmasının önüne geçmek kolay değil.
Uyuşturucu ticareti kendi arasında gözü kara çeteler olarak örgütlenmiş mafya cemaatlerinin tekil çabalarını içermez. Mafya ağına bu ticaretten kâr sağlayan bürokrasiden, devlet görevlilerinden, güvenlik mensuplarından elverişli ilişkiler dahil olmadıkça bu ticaret yürütülemez. Demek ki bataklığı kurutmadan sinekleri avlama stratejisi bir avutmadan ve avunmadan ibaret kalacaktır. Ve o zaman popüler figürleri tutuklamanın, uyuşturucuyla mücadelede ne kadar mana taşıdığını sormak herkesin hakkıdır.
Türkiye’de popüler isimlere yöneltilmiş suçlamanın arkasında ne tür siyasi ve sosyolojik hesaplar varsa o da açıklansın ki bilelim. Yoksa sahnede dekolte kıyafet giydiği için suçlanan, gözaltına alınan, kendi çaplarında yaşam tarzı muhalifi sanatçılar; dizi sektöründeki pasta payına el koyma saikiyle tutuklanan Ayşe Barım; iki tivit attı diye hakaret etmekle suçlanan birkaç sanatçı… bunlar çoğaltılabilir, topluma nefret objeleri yaratarak çürümenin en tepeden başladığını gizleyen vakalarla aynı kefeye yerleşir. Devasa uyuşturucu ekonomisiyle savaş da böyle olmaz.