Ne yazık ki, bu ülkede ‘siyaset’ten anlaşılan, açık, samimi ve ilkeler üzerine kurulu tartışma ve uzlaşmalar üzerinden ‘sürdürülebilir’ bir denge bulmak, toplumsal barışı bu denge üzerinden güçlendirmek ‘mahareti’ değil. Tam tersine, ‘Ali’nin Külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye’ ‘becerisi’ ile ‘günükurtarmak’.
O nedenle, bir türlü sorunlar çözülemiyor, büyüyor; o nedenle özgürlüklerden korkup, ‘zapturapt’tan medet umuluyor; o nedenle siyaset barış değil, hep husumetten besleniyor.
Referandum süreci artık bu çerçeveyi de aştı, baskı, sindirme, husumet, karalama, iktidar çevresinin gittikçe ucuzlayan popülist kampanyası iyice ayyuka çıktı. Bu süreçten çıkacak ‘evet’, toplumsal barış, uzlaşma, hak ve özgürlük adına ne kaldıysa, onları da silip süpürecek; kurulacak düzene, itiraz edenler, razı olmayanlar ve hatta gönüllü nefer yazılmayanlar, en iyi ihtimalle, son ‘zafer’in ‘kılıç artığı’ muamelesi görecek. Türk veya Kürt hiç kimsenin bundan kuşkusu olmasın.