Paris’te işlenen bir insanlık suçu, ama Suriye’de ‘rejim değiştireceğiz’ diye ülkeyi bu hale sürüklemek de ‘insanlık suçu’ idi.
Bu saatten sonra, kimse “Esad diktatördü, Suriye’ye özgürlük getirmek için bu işe giriştik” diyemez, ona bakarsanız Suudi Arabistan’da diktatörlük, Körfez Emirlikleri de öyle, asıl mesele o değildi, hepimiz biliyoruz.
Benzer pek çok yerde ve en çok bilinen örnek olan Afganistan’da da ‘özgürlük savaşçısı’ diye ilan edilen ve sonra dünyanın dört bir yanından ülkeye sokulan radikal İslamcı gruplar, sonuçta Batı’nın baş düşmanı oldular.
Afganistan, Irak ve Somali gibi pek çok ülke hâlâ savaş halinde, buralarda yüzlerce, binlerce sivil, masum insan ölüyor, ‘yanlışlıkla’ düğünler, hastaneler bombalanıyor. Şimdilerde, Suudi liderliğinde Yemen’e askeri müdahale pek çok sivilin ölümüne sebep oluyor, çoğu haber bile olmuyor.
Hâlâ, dünyanın Batı’da yaşayan ‘medeni’ insanlarının canı ile diğerlerinin canı aynı değerde sayılmıyor. ‘Terör’ dediğimiz şeyin sebeplerini asıl buralarda aramakta fayda var.