Zor zamanlar hayatın büyüsünü bozuyor; meğer ne çok korkak, çıkarcı, iktidar tapıcı varmış. Güçlü, ama çok güçlü bir iktidar ve öylesi bir ortam yoksa, ince hesaplar henüz kaba saba hale bürünmemişse, yakınınızda olsun, uzağınızda olsun, insanlara gönül zenginliği içinde değer biçebiliyorsunuz. Bazı çirkinlikleri sezdiğiniz zamanlar olmuyor değil, ama gözünüze sokmadıkları sürece üzerinden geçebiliyorsunuz; iyiye yorabiliyorsunuz.
Otoriter rejimlerin en kötü yanı, en hasisleri, en korkakları, en ikiyüzlüleri, en açgözlüleri vitrine çıkarması, gözünüze sokması, taklit mercii yapmaya çalışması. Bir yandan güç gösterisini marifet sayanlar ile güç karşısında ona tapınanların şirke varan sapkınlığı, diğer yandan ezilip büzülen, hiç değilse başını kuma gömen dilsiz şeytanların uğursuz dünyası.
Güce, paraya, mevkiye tapmanın ölçüsü yoktur; kimi büyük, kimi küçük paraya; kimi büyük, kimi küçük mevkiye; kimi zırhlı araca, kimi kıytırık makam aracına tamah eder. Bakmayın din, vatan, millet diye ortalığı inletmelerine, onlarınki sünnetçinin vitrinine çalar saat koyması misali.
Eskiden o vitrinde demokrasi, hak ve özgürlükler vardı. Ne diyebilirlerdi; “Aslında bizim derdimiz bunlar değil, düzenle bir sorunumuz yok, derdimiz düzenin bizim düzenimiz, servetin bizim servetimiz, devletin bizim aletimiz olması” deseler önlerinde bu yollar açılır mıydı? Şimdi ne diyecekler, “İstediğimizi ele geçirdik, şimdi sıra bizde, biz sizin canınıza okuyacağız” deseler arkalarından bunca insanı sürükleyebilirler mi?