Nilgün Cerrahoğlu: Sağda, solda şuursuzca 'Altanlar ve Ilıcak'a oh olsun! Zindanda çürüsünler!' diye yürek soğutanlara…

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Erdoğan-Gabriel pazarlığının içyüzü tabii en merak edilen husus. Konuya başyazısıyla birlikte manşetini ayıran Çizme’nin “Manifesto” gazetesi, “Sultan Erdoğan’ın Türkiye’sindeki basın özgürlüğü” sözleri altında verdiği haberinde, Almanya’nın, Yücel’in özgürlüğünü “Türkiye’yi silah ambargosu ile tehdit ederek” elde ettiğini anlatıyor.

Avrupa’nın silah sanayii çıkarları ile “hakların”, Türkiye’de böylece takas edildiğini hatırlatıyor.
Arkasında böyle bir “takas avantajı bulunmayan” Ilıcak ve Altanlar’ın nitekim “müebbete” mahkûm edildiklerini vurgulayan gazete, hukuk devletinin son demlerinin de silindiğini, Türkiye’deki adalet sisteminin tüm zaaf ve açıklarıyla faş olduğunu belirtiyor.

Yücel ile Ilıcak-Altanlar davalarıyla yargının Türkiye’de siyasallaştığı, açık diplomasi, pazarlık konusu yapıldığı ve de maskesinin düştüğü tespitini yapan gazete “Hukuk devletine müebbet” başlığını taşıyan başyazısında “Sultan Erdoğan Türkiye’sinin Avrupa uygarlığının uzak parçası olduğu bir yalandır” diyerek ekliyor: “Erdoğan Türkiyesi Avrupa’nın artık bir silah süpermarketi ve bu nedenle Avrupa’nın bizzat içinde!”

Manifesto’nun yaptığı en vurucu tespit şu: “Yücel’in serbest bırakılması, Avrupa’nın Türkiye’de basın özgürlüklerinin susturulmasına özde suskun kalması takasına dayanmakta!”

Bu bağlamda Yücel’in serbest kaldığı gün Ilıcak ve Altanlar’a verilen “ağırlaştırılmış müebbet” rastlantı değil, zamanlaması dikkatle seçilmiş gözdağı olarak okunuyor.

Sağda, solda şuursuzca “Altanlar ve Ilıcak’a oh olsun! Zindanda çürüsünler!” diye yürek soğutanlara duyurulur.

Nilgün Cerrahoğlu’nun yazısı