Bugün, Erdoğan ve AK Parti, mağdur konumda değil; ama bunun edebiyatını yapıyorlar.
Merkez sağın hiçbir zaman benimsemediği “nefret söylemi” üzerine partisini inşa ederken, başkalarını mağdur ediyor. Ve en önemlisi, “çoğulculuğa” tamamen arkasını dönmüş vaziyette. Kendisini milli iradeyle eş tutuyor. Yolsuzlukları bile, aldığı oyla aklamaya çalışıyor.
Demokrat Parti devrinde, henüz çok partili hayatın emekleme dönemi yaşandığı için, kutuplaşma ve otoriterleşme eğilimleri ortaya çıkmıştı. Ama Menderes’in adı, hiçbir zaman yolsuzluklarla anılmadı. Ayrıca, son derece zarif bir üslûba sahip olan Menderes, hayatının hiçbir safhasında kabalaşmadı.
Özal için yolsuzluk iddiaları oldu ama o da, dışa yansıyan yüzüyle kucaklayıcı olmaya gayret ederdi. Bunun yanı sıra Özal bugünkü gibi bir nefret söylemine sahip değildi.
Biz yanıldık. İtiraf ediyorum… Tayyip Erdoğan, Milli Görüş çizgisinden gelmekle birlikte merkez sağı, liberal demokrasiyi temsil edebilir sandık. Ama Menderes ve Özal’dan ziyade, Müslüman Kardeşler’in lideri Mursi’yi andırıyor.
O zihniyete kendisini çok yakın hissediyor. Belki de bu yüzden, evlâdımız Berkin Elvan için üzüldüğüne dair hiçbir emare görülmezken hâlâ Mısır’da gösteriler sırasında hayatını kaybeden Esma kızımıza ağlıyor.