Nazlı Ilıcak: 2015 seçimleri sonrasında, AKP için yepyeni bir dönem başlayacaktır

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Erdoğan, Çankaya’ya çıktığında -çıkabilirse- artık aktif siyasi denklemin içinde bulunmayacak.

Elbette bir ağırlığı olacak. Hatta bu ağırlığı, kaçınılmaz bir şekilde, Abdullah Gül’ün Çankaya’daki ağırlığından daha fazla hissedilecek. Lâkin, mecburen anayasal sınırlar dahilinde hareket edecek. Zira Türkiye parlamenter bir demokrasi.

Bunun anlamı, hükümet ve başbakanın parlamentoya karşı sorumlu olması; bir başka ifadeyle, güvensizlik oyuyla düşürülebilmesi. Dolayısıyla cumhurbaşkanı ancak parlamentodan güvenoyu alabilecek bir kişiye hükümeti kurma görevini vermek zorunda. Bu kişi, çoğunluktaki grubun, partinin genel başkanı; bir başkası değil.

Erdoğan seçilirse, süreç muhtemelen şöyle gelişecek: AK Parti’de olağanüstü kongre. Genel başkanın ve Merkez Yönetim Kurulu’nun seçilmesi ve kongreyi kazanan genel başkanın başbakan olarak atanması.

AK Parti’nin yeni genel başkanı, 2015 genel seçimleri sonrasında, -Meclis grubunu da kendisi belirleyeceği için- çok daha büyük ağırlık kazanacaktır. Belki ilk başlarda Erdoğan müdahale girişimlerinde bulunabilir; gizli-açık bir çatışma ortaya çıkabilir ama 2015 seçimlerinin hemen sonrasında, AK Parti için yepyeni bir dönem başlayacaktır.

Tabii ki AK Parti Kongresi de genel başkanını belirlerken, “2015’te kiminle başarılı oluruz” sorusuna cevap arayacaktır. Bu yüzden herhangi biri genel başkan seçilemez.

Diyelim ki Abdullah Gül –çok ufak bir ihtimal- siyasete arkasını döndü ve Erdoğan’ın istediği gibi, Ahmet Davutoğlu ya da Mehmet Ali Şahin genel başkanlık koltuğuna oturdu. Bir süre sonra bu kişiler de “emanetçi başbakan” olmayı kabul etmeyecektir.

Nazlı Ilıcak’ın yazısı