Cuma ve Cumartesi iki gün üst üste önce Başbakan Davutoğlu ve ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la beraberdik.
Ne Davutoğlu ne de Erdoğan’dan ABD’nin IŞİD’le mücadele planına dair umut verici ve heyecanlandırıcı cümleler duyamadım. Her ikisi de bu sorunun çözümü konusunda arzulu ama çok açık ki ABD ve Avrupa ile yaşadıkları Suriye tecrübesinden sonra temkinli davranmak haklarını sonuna kadar kullanma eğilimindeler.
Ankara, geçici, yapay ve görüntüyü kurtarmaya dayalı çözüm girişimleriyle ilgilenmiyor ve dahası içinde Suriye sorununun çözümü olmayan paketlere de itimat etmiyor.
Bir örgütün yok edilmesi için daha fazla bomba gerekli ama yakın dönem tecrübesi gösteriyor ki sadece bu yöntem bölgede radikalizmi artırmaktan başka sonuç doğurmadı. Şu halde, ABD’nin öfkesini yatıştıracak bir saldırının günün sonunda IŞİD’e motivasyon üretme ihtimali ihmal edilmemelidir. IŞİD’i Suriye’de yeniden doğuran ve güçlendiren şeyin de yine böyle bir ihmal olduğunu unutmamalıdır.
O ihmal, ironik bir şekilde hem IŞİD’e hem de Esad’a aynı anda terörle yol aldırıyor.
Arap halklarının iradesi lehine atılmayan adımların bütün bölgede radikal şiddeti üreteceğini anlamadan yapılacak planların gideceği yer yine o şiddete güç aktarmak olacaktır.
Ankara, sadece IŞİD tehdidinin değil yeni IŞİD’leri doğuracak şartların da ortadan kaldırılmasını sağlayacak derinlikli bir perspektif istiyor. Bölgenin yarın, öfkesi kabarmış yeni örgütlerle başbaşa kalmaması için…
Mustafa Karaalioğlu’nun yazısı