Öcalan, şiddet döneminin kapandığını açıkladı. PKK’ya çağrı yaptı ve onlar da silahları bırakmaya başladı.
DEM Parti eski tecrübelerden de ders alarak son derece hassas cümlelerle sürece eşlik ediyor.
Başta CHP olmak üzere, muhalefetin büyük çoğunluğu da elini taşın altına koyuyor.
Elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan da sözleriyle sürece sahip çıkıyor ama bu noktada bir ‘ama’ var. Açık ki sürecin zorlukları, hassasiyeti ve önündeki engellerin aşılması için daha yüksek bir tempo ve daha kararlı bir liderlik gerekiyor. Belki önceki çözüm süreçlerinin başarısız olması, belki Başkanlık Sistemi’nin dayattığı kritik oy dengeleri yüzünden Erdoğan yeterince konsantre değil…
Mesela İmralı heyetinin Öcalan’ı ziyaretinde açıktan inisiyatif almayıp konuyu komisyona havale etmesi gibi. CHP’nin heyete temsilci vermeme kararı kadar, Erdoğan’ın bu ikircikli tavrı da tartışmalıdır. Tartışılıyor da… Oysa, ana muhalefet çözüme hazırken iktidarın bu gibi konularda ayak sürümeden ilerlemesi gerekiyor.
Çözüm sürecinin başarısı, iletişimini bizzat cumhurbaşkanının söz, tavır, hal, hareket ve kararlarıyla birlikte göstereceği liderliğe bağlıdır. Türkiye’nin kapısına bir kez daha gelen bu büyük fırsatın kaçmaması için köprüleri yakarak ilerlemek gerekiyor. Bunu da sadece elinde yekti olan kişi yapabilir; Erdoğan.