Her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek enflasyonu düşürme programının (dezenflasyon) başarılı bir biçimde yürüdüğünü ileri sürse de ağustos ayında yıllık enflasyonun yüzde 51,9 olduğu göz önüne alındığında, enflasyondaki gerilemenin sadece yüzde 2,5 olduğu ve bunun büyük ölçüde baz etkisinden kaynaklandığı ileri sürülebilir. İktidarın, en azından söylemde, neden enflasyonu düşürmeyi öncelediği anlaşılabilir bir durum. Çünkü yüksek enflasyon piyasaların esasını oluşturan fiyat mekanizmasının beklendiği gibi işlemesini zorlaştırdığı gibi (piyasalarda fiyat alıp vermek zorlaşıyor), yabancı kaynak girişini de olumsuz etkiliyor.
Yüksek enflasyon halk açısından da (farklı nedenlerden ötürü), çok ciddi bir sorun çünkü en çok en düşük gelirli insanları vuruyor. Örneğin, gıda enflasyonunun gelir gruplarıyla ilişkisini ele alan DİSK-AR’ın raporuna göre, en düşük gelirli yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 77,7’ye kadar çıkarken, en yüksek yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 30,8 oldu. Emeklilerin gıda enflasyonu ise yüzde 60,3 olarak hesaplanıyor. Yani en yoksulun enflasyonu en zengininkinin iki katından fazla. (2) Gelir dağılımı eşitsizliği ve onun beslediği derin yoksulluk kapitalist sistemin işleyiş biçiminin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Yoksulluk, bu bağlamda, kader ya da sıradan insanların kişisel bir başarısızlığının değil, sınıflara bölünmüş kapitalizmin ve kapitalist devleti yönetenlerin politik tercihlerinin bir neticesidir.
Yüksek enflasyon ve gelir dağılımı adaletsizliği birbirleriyle doğrudan ilişkili olan ancak her ikisi de kapitalist sistemin işleyiş biçiminin kaçınılmaz sonuçları olan ciddi sorunlardır. Bu sorunların patlak vermesinde burjuvazinin kontrolü altındaki siyasal iktidarların izlediği ekonomi politikalarının da büyük rolü vardır. İktidarlar yüksek enflasyonla daha da adaletsiz bir hal alan gelir ve servet dağılımını düzeltmek için ciddi herhangi bir çaba içine girmezler. Aksine işçi sınıfının örgütlerini zayıf, toplumsal muhalefetin güçsüz olduğu dönemlerde enflasyonu düşürmek bahanesiyle gelir ve servet adaletini daha da bozacak politikalar uygularlar. Sıkı para ve sıkı maliye politikası, sıkı gelir politikası ve kur korumalı mevduat gibi uygulamalar bunların başında gelir. Bu gidişatın tersine çevrilmesi ancak güçlü bir sınıf ve halk hareketi ile mümkündür. Kısa vadede neo-liberalizm ile hesaplaşmayan hiçbir politikanın gelir ve servet dağılımı adaletsizliğini düzeltmesi beklenmemelidir.