… Üstelik geçen seneki tezkerede olduğu gibi artık Suriye rejiminin “tehdit” olmasından da söz edilmiyordu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daha çok Esad rejimine yönelik görünen “tampon bölgeler”, “uçuşa yasaklı bölge”, “güvenlik şeridi” talepleri rafa kalkmış gibiydi. Onun yerini mülteci geçiş bölgelerinde kurulacak “güvenlik cepleri” alacak görünüyordu. Tehdit PKK, IŞİD ve “benzeri örgütlerdi”.
Hükümet bir yandan diyalog yürüttüğü PKK’yı diğer yandan “tehdit” görmeye devam ediyordu. Ancak Başbakan Yardımcısı Arınç, akşam saatlerinde sadece tezkereyi açıklamadı. Bir de “Çözüm Süreci Kurulunun” oluşturulacağını açıkladı. Burada bakanlar yer alacaktı.Bir yandan “asayişşizlik üzerine acımasızca” gidilecek, diğer yandan Kurul çalışacaktı.
Bu karar ile hükümet IŞİD’e karşı mücadeleyi Kürt sorunu ile doğrudan bağlantılamış oldu. IŞİD ile mücadeleye aktif katılım doğru karardır. Kendi içinde sorunları olsa da doğru karardır. Bu kadar çok sayıda zorluk karşısında yüzde yüz doğru karar almak zaten imkansıza yakın bir şeydi, ama hükümete düşen bundan sonra olabildiğince az hatayla yol almaktır.
Türk askerinin savunma veya insani amaç dışında Suriye ve Irak toprağına girmesi, oradaki savaşa katılması yanlış olur; Türkiye Ortadoğu bataklığına bu kirli savaşa daha fazla girmemelidir.