Vatandaşın yıllarca geçtiği yoldaki çukurun yabancı başkan geçecek diye bir haftada kapanması.
Ankaralının yıllardır baktığı dökülen sıvanın, lider konvoyu görecek diye apar topar boyanması…
Demek ki boya var. Demek ki asfalt var. Demek ki ekip var. Demek ki para var. Demek ki istersek medeni olabiliyoruz. Demek ki istemiyoruz!
Ankara halkı yıllarca bozuk kaldırımda yürüsün, çukurdan kaçarken direksiyonu kırıp kaldırıma çıksın, otobüs durağında yağmur yesin, hava kirliliği solusun, trafik çilesi çeksin… Sorun yok.
Zira el alemin başkanı, bakanı, danışmanı, koruması geçecek ya! Sokak süpürülüyor. Refüj süsleniyor. Yol yenileniyor. Ev boyanıyor. Kötü görüntü panoyla kapatılıyor.
Daha da güzeli taksici düzeni… Taksici gri pantolon giyecek, beyaz gömlek giyecek, araç temiz olacak, yabancı konuğa lokum ikram edecek, kolonya tutacak, soğuk su verecek.
İyi de kardeşim, bunu sadece NATO için niye yapıyoruz? Taksiye binen Ankaralı vatandaş insan değil mi?
Demek ki taksi temiz olabiliyor. Demek ki şoför kılık kıyafetine dikkat edebiliyor. Demek ki hizmet standardı konabiliyor. Demek ki müşteri kandırılmadan da taşınabiliyor. Demek ki isteyince oluyor. Demek ki sorun kapasite değil, niyet…
Bir de panolar var. En acıklı bölüm orası… Kötü görünen yerlerin önüne pano çekiliyor. Ne zarif bir yönetim anlayışı! Sorunu çözme, üstünü kapat.
Gecekondu mu var? Pano… Dökülen yapı mı var? Pano… Yoksulluk mu görünüyor? Pano… Ankapark mı ortada kaldı? Pano…