Türkiye’de toplam maliyetin yüzde 60 ila 70’ini yem oluşturuyor. 40 kiloluk bir çuval yeme 800 TL verirseniz, o hayvan pazara çıktığında 20.000 TL’nin altına satılması mümkün müdür?
Üstüne İktidarın doymak bilmeyen beton aşkı, meraların imara açılmasını, maden sahalarıyla talan edilmesini ekleyin. Perdeyi aralayınca sözde dünya lideri Türkiye, susuz Afrika’dan kötü halde…
Üretici para kazanamıyor, tüketici et alamıyor. Aradaki sistem ise maşallah ayakta… Yemci kazanıyor, aracı kazanıyor, nakliyeci maliyetini koyuyor, pazar yeri kirası biniyor, şehir primi geliyor, vergi dolaylı olarak her yere siniyor. Üretici “Ben bu işi bırakayım” diyor. Vatandaş “Ben eti bırakayım” diyor.
Bir ülkede hayvancılık politikası, Kurban Bayramı yaklaşınca “Kaç hayvan ithal edelim?” sorusuna indirgendiyse orada sistem çökmüştür zaten… İthal etle fiyat düşürmeye çalışmak, yangını maşrapa ile söndürmeye çalışmanın benzeri… Kandırırsın kendini…
Bugün et pahalı diye ithalat yaparsın, yarın yerli üretici daha da çöker. Üretici çökünce bir sonraki yıl daha fazla ithalat yaparsın. Sonra buna da “Piyasa dengesi” dersin. Sistemi çökertirsin!
Etin fiyatını kasapta belirlenmez… Etin fiyatını ülkenin tarım politikası belirler. Mera politikası belirler. Döviz politikası belirler… Köyde yaşam kalitesi belirler… Yem sanayisinin ithalata bağımlılığı belirler… Gençlerin üretimde kalıp kalmaması belirler…