12 Eylül döneminde “işkenceyle söyletme” pratiği olanca hızıyla devam ediyordu. O dönemin genel ruhu içinde bunun tek amacı “söyletmek” değildi zaten; ondan da güçlü bir “cezalandırma”, “intikam alma” güdüsü vardı.
Söylenecek bir şey kalmadıktan sonra, cezaevinde de sürüyordu işkencenin daniskası. Bir iki kuşağı bu şekilde harcamayı, “feda etme”yi göze almıştı işin başındaki generaller.
Ama sonraları –bu işler hiçbir zaman tam durulmadığı halde– kulağımıza çok fazla “işkence” haberi çalınmaz oldu. Şimdi düşününce, “Herhalde,” diyorum, “Bu bir kabuk değiştirme dönemiydi.” AKP iktidarında polis çoğumuz için, örneğin benim için, oldukça şaşırtıcı “enformasyon” kaynaklarıyla ortaya çıktı.
Mesele Hrant’ın öldürülmesi olunca bu “enformasyon”un bazı kanalları kapanabiliyor. Ya da eskiden işkence odalarında dışavurulan şiddet şimdi meydanlarda, sokaklarda, gazlarla takviyeli, kullanılıyor –ki polisimizin morali büsbütün bozulmasın. Ama eskisiyle kıyaslanamayacak bir teknik donanıma sahip oldukları belli.
Bakalım bu son saldırılar örgütün çalışmasını nasıl etkileyecek. Başbakan’ın “paralel” diye saldırdığı kesimin bu modernizasyonda epey payı olduğunu sanıyorum.