Dün Çırağan Sarayı’nda, İhsanoğlu’nun basın tanıtım toplantısını izledim. Erdoğan’ın adaylığını ilan ettiği dev toplantı ile ister istemez mukayese ediyorsunuz. Yerinden ok gibi fırlayan Ferrari’nin şoföründe gördüğünüz nefs emniyeti ile, enerjisini tasarruflu kullanmaya çalışan bisiklet yarışçısının sabırlı duruşunu mukayese edin. Hiç mübalağası yok. Erdoğan ile İhsanoğlu arasındaki cumhurbaşkanlığı yarışı, ikiyüz beygirlik motora sahip bir yarış arabası ile vitesi bile olmayan bir bisiklet arasında geçiyor. Bu eşitsizlik ve adaletsiz tabloya rağmen yine de soralım: Kim şanslı? Tabii ki İhsanoğlu. Şu yorumda iddialıyım: Çünkü yarış Formula pistinde değil, çoluk çocuğun koşturduğu, insanların huzur aradığı ve trafiğe kapalı şehir içindeki bir parkta yapılıyor.
Bu seçimlerde biri cumhurbaşkanı, diğeri devlet başkanı adayı olan iki rakip yarışıyor. Kim kazanacak sorusunun cevabı kişilerde değil, sisteme dair bir uzlaşmada yatıyor. Cumhurbaşkanı mı, yoksa devlet başkanı mı seçeceğiz. İpi kim göğüsleyecek? Bu seçimin sorusu bu değil. Yaya yolunda Ferrari mi istiyorsunuz? Değilse, biri hükmen mağlup olacak.