Muhalefet partilerine önemli bir hatırlatma ve uyarı…
M

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

 


murat sevincMURAT SEVİNÇ 

Bu satırlar yazılırken, henüz Dağlıca’dan kaç ‘genç insan’ cenazesinin geleceği bilinmiyor. Ne olup bittiğine dair hemen her haber kanalından başka bir ses çıkıyor, genellikle olduğu gibi. 1 Kasım’a kadar ve sonrasında ne olacağını, bu işin sonunun nereye varacağını kestirebilen de yok.

Muhalefet böylesi koşullar için ‘cılız’ sayılabilecek açıklamalar yapıyor. Tweet atıyorlar! Akşam vakti gazete binaları basılıyor. Basılan gazete, kendisine yönelik saldırı haberini dahi doğru dürüst veremiyor. At izi it izine karışmışken, basında, sosyal medyada şiddete meyyal, ırkçı açıklamalar, hezeyan düzeyinde. Türkiye bu koşullarda 1 Kasım seçimlerine gidiyor.

Genel oya kıskançlıkla sahip çıkılmalı

Biliyorum, haliniz kaldıysa eğer güleceksiniz, ama bu memleketin bir ‘anayasası’ var ve ona göre, seçimler yalnızca ‘savaş’ durumunda bir yıl geri bırakılabilir yani, ertelenebilir. Kişisel olarak seçimlerin ne olursa olsun yapılacağı kanısındayım. Çünkü hep yapıldı. En güç koşullarda dahi. Türkiye yurttaşı, oyuna her zaman sahip çıktı. Çünkü ‘mücadeleyle’ elde etmişti ve uğruna savaşım verilen hakları gasp etmek öyle sanıldığı kadar kolay iş değil.

Malumunuz, ‘genel oy’, yani ‘herkesin oy hakkına sahip olması’ ilkesi, Bonapart’ın yeğeni Louis Napoleon’un başkan olmasını sağlamıştır. 1848’de büyük işçi hareketleri/devrimler süreci yaşanmış ve yeğen Napoleon, 1848 tarihli II. Cumhuriyet Anayasası ile erkek nüfusa tanınan genel oy hakkı sayesinde iktidara tırmanıp Fransız burjuvazisine derin bir nefes aldırmıştır. Böylece hareketlenen işçi sınıfına karşı, tutucu köylü kitlelerini ve diğerlerini yanına alabilmiştir.

Genel oy, burjuvazinin en büyük icatlarındandır ve yaklaşık 150 yıldır görevini her zaman ‘başarıyla’ ifa etmiştir! Sadece Türkiye’de değil, uygulandığı tüm batı demokrasilerinde.

Buna mukabil bu tarihsel gerçekten kuşkusuz genel oyun küçümsenmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Çünkü aynı zamanda çok büyük bir mücadelenin de konusudur ve neredeyse bir asırdır, halk kesimlerinin elindeki en büyük katılım/yurttaşlık araçlarından biridir. Dolayısıyla, kıskançlıkla sahip çıkılmalıdır. Nitekim Türkiye halkı da, oy hakkına sahip çıkmıştır ve çıkmaktadır. Çıkacaktır da.

Tedirgin ve uyanık olmakta yarar var

Bu yazı bir YSK kararı üzerine. 1557 sayılı karar. 31 Ağustos 2015 tarihli Resmi Gazete’nin ‘mükerrer’ sayısında yayınlandı. Karar, seçmenin ‘adres değişikliğini kolaylaştırmaya yönelik’ bir genelgeye dair. Kısaca: Seçmenler 2-10 Eylül arasındaki ‘askı süresi içinde’, bulundukları yer nüfusuna başvurup oy kullanmak istedikleri yeri ‘birinci adres’ olarak kaydettirebilecek. Seçmen listelerine yazılmak için başka bir işlem gerekmeyecek. Ayrıntıları merak edenler, kararı okuyabilir.

YSK’nin seçmenlerin işini ‘kolaylaştırmasında’ bir anormallik yok. Buna mukabil, Türkiye’den, Türkiye’nin 2015’inden ve o 2015’in, 1 Kasım tarihinden söz ediyoruz. Ezcümle, olağan koşullar ve seçimler değil konumuz. 1 Kasım’da, bayram değil seyran değil iken, tatil mevsimi değil iken, böyle bir ‘kolaylaştırmayı’ tedirginlikle karşılamakta büyük yarar var. Mesele şu ki, partiler, aynı ya da daha az oy oranıyla daha fazla vekillik kazanabilir.

Seçmenin bir kısmı, ‘durup dururken’ başka yerde oy kullanmak isteyebilir. On binlerce ‘yurttaş’, 29 Ekim tatilini, partisinin 7 Haziran’da milletvekilliklerini çok az oy farkıyla kaybettiği seçim bölgelerinde geçirmeye karar verebilir örneğin. Partilerin, tedirgin ve uyanık olmasında, seçmen kaydı iki ayda anormal biçimde artış gösteren yerleri tespit edip gündeme getirmesinde yarar var. Tabii, eğer olursa. Olmazsa, ne âlâ.

Bildiğim, 1 Kasım’da Allah’ın belası bir seçim olacağı

YSK’nin bu kararını okuduğumda doğrusu kafa karıştırıcı buldum. Türkiye’de yaşamasaydım mutlu olabilirdim ama Türkiye’de yaşıyorum. Mutlu değil, rahatsız oldum. Toprağımız, ‘eniştem beni niye öptü’ sözünün fidanlığıdır. Bu ve benzer sözler, memleketimizde boşuna yeşermemiştir.

Ardından, çok sevgili bir arkadaşım aradı ve elinde ‘faturasıyla’ adres bildirimi için gittiği kurumda, ‘dikkat çekici’ bir ‘kalabalıkla’ karşılaştığını anlattı. Bunun üzerine yazının başına oturdum. Epey yol aldıktan sonra, internette Dağlıca’ya ilişkin haber ararken bir de baktım ki Radikal’de Necati Özkan, konuya dair nefis ve son derece açıklayıcı bir makale kaleme almış. İlgili herkesin, her bir yurttaşın, ama özellikle siyasal partilerimizin yetkililerinin okuması gereken bir yazı. Eline sağlık.

İyi bir yazı varken, aynı konuya dair ikincisine gerek yok. Hâl böyleyken kendi yazımı kısalttım ve Sayın Necati Özkan’ın satırlarını buraya eklemeye karar verdim. ‘1 Kasım’da bindirilmiş kıta ihtimaline dikkat’ başlıklı yazısını. 

Ülkenin bir tarafı kan gölüne dönmüşken ve süslü, hamasi cümlelerle onarılamaz acılar yaşanıyorken, 1 Kasım seçimlerine dair ‘YSK kararı yazısı’ kaleme almak zorunda kalmak da, bizlerin mi, yoksa yönetenlerin mi utancı olmalı, bilemiyorum.

Bildiğim, 1 Kasım’da Allah’ın belası bir seçim olacağı…