Gelir dağılımının adaletsiz olduğu, fırsat eşitsizliğinin ayyuka çıktığı bir dünyada hayata tutunmak için verdiğiniz “mantığa dayalı tavizler” hep hoş görülsün istemişsinizdir.
Solculuğun, demokratlığın, adil olmanın, insan haklarına saygı duymanın savunduğu değerleri beğenmekle yetinmiş, benimsemek konusunda bir zorunluluk hissetmemişsinizdir.
“Dünyayı bir benim tercihlerim mi kurtaracak ya da batıracak” demişsinizdir.
Ve bunları yaparak açtığınız alanlarda kapitalizmin faşizmle el ele vererek zaferini kutlayışını yılgınlıkla seyretmişsinizdir.
O yüzden bugün gözünüzün önünde her yer ateşe veriliyor…
Ve siz hayatın sol köşesinde bir yerlerde durup “Kimseye bir şey olmasını istemem tabii ama bunun böyle olacağı belliydi” diyorsunuz.
Siz böyle dedikçe… iktidar yola gelmeyecek ama o iktidarın son derece hesapçı ve hatalı kararlarıyla rasyonelleştirdiği faşizm ve ırkçılık gaza gelecek.
Bazı katlanılması zor gerçekler vardır.
Hem vatansever olup hem de savaşa karşıyım diyebilirsiniz ama ancak bazı savaşlara karşı olabilirsiniz.
Savaşları haklı ve haksız olarak adil bir şekilde ayırmaya kalkabilirsiniz ama ancak bazı savaşlarda adil olmayı başarabilirsiniz.
Tarihi canınızın istediği yerden kendinize yontarak yazabilirsiniz ama kimseyi buna ilelebet inandıramazsınız.
“Hadi sağcı olalım, hem Türkçe bilmekte gerekmiyor” diye bir şaka vardır.
Kendinizi solcu hissediyorsanız, Türkçeyi kurallarına göre yazıp konuşmayı iyi biliyorsanız, bu zekice yapılmış şakaya gülebilir, sağcı ya da solcu olmak üzerine bunun gibi şahane başka şakalar da yapılabilirsiniz.
Ama sağ sol meselesinde sıra “ateşle imtihan”a gelince, işte orada durmak gerekir.
Dikkat edin, bir bakmışsınız… “Orada” duramamışsınız.