Şu an İzmir’de bir otel odasındayım. Alman Büyükelçiliği’nin mültecilerle ilgili olarak düzenlediği bir seminere katılmak üzere geldim bu otele. Konu başlığımız ‘Mülteci krizinde medya etiği.’
Ege kıyısında güzel bir şehirde toplanmışız; kalabalığız, 30 kişi kadar varız.
Çatısı sağlam evlerimizden yola çıkmışız; işimiz bitsin yine çatısı sağlam evlerimize geri dönecekmişiz.
Peki, bilen var mı, bizim aramız ne kadar? Savaşın, içinde ‘etik’ aranan insanlık dışı sonuçları, o daracık araya nasıl sığar?
Konsolosluk yanar, medya tutuşur, etik geberir, sınırlar ve devletler ve meclisler yerin dibine girer; benim de içinde olduğum, gazetecilerle ve akademisyenlerle ve hukukçularla ve politikacılarla ve ekonomistlerle ve ırkçılarla ve sadece reklam arası seyrettiği görüntülere ağlayan, haberlere üzülen ve o reklamlarda gördüğü şeyleri tüketemezse öleceğini düşünen insanlarla dolu şişme bir bot…
Dalgalara kapılıp defalarca ve defalarca devrilir.