Türk devrimine ve ulusal kurtuluş mücadelesine destek veren başta Sovyetler birliği olmak üzere, sosyalistler / komünistlerdir. Bu anlamda Batılı sosyal demokratlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun da CHP’nin de karşısında yer almıştır. Kurtuluş ve kuruluş günlerinde sosyal demokrasi CHP için düşman saflarındadır. Kuvayı Milliye’nin dostları ise komünistlerdir.
Türkiye’de CHP geleneğini, “sosyal demokrat” diye nitelendirmek, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ortaya çıktı. Bu adlandırma, ülke henüz 12 Eylül darbe yönetimi altındayken, 1982 sonrasında önce Erdal İnönü liderliğindeki Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) ardından da Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) örgütlenmesiyle başladı. Çünkü darbeciler, “Türk-İslam sentezi” adını verdikleri dinci-faşizan bir çizgiyi resmi ideoloji haline getirmeye çalıştıkları halde, meşruiyet alanlarını genişletmek ve “tarafsız” oldukları yalanına halkı inandırmak için, ısrarla “Atatürkçü” bir görüntü vermeye çalışıyorlardı. Bu durum, CHP’lileri tepkisel bir yaklaşımla yeni kimlik arayışına yöneltti. Oysa darbeciler, sivil ve askeri bürokrasiden Kemalistleri de tasfiye ediyordu. Bu kırılma nedeniyle, “sosyal-demokrasi” bir kavram olarak üzerinde fazla düşünülmeden, tartışılmadan ve sorgulamadan benimsenen bir kimlik oldu. İsmail Cem’in tam bu dönemde (1984) çıkan, “Sosyal Demokrasi Nedir ne Değildir” adlı kitabı da, bu arayışın teorik arka planını kurmaya çalıştı.
Oysa, CHP’nin tarihsel kaynakları, varoluş gerekçeleri ve ülke tarihinde oynadığı rol çok daha saygın ve Batılı sosyal demokrat partilerle karşılaştırılamayacak kadar onurluydu.