Bir zamanlar ebedi, yani sonsuz olabilecek gibi duran barış günümüz itibarıyla yerini ebedi olan sınırsız savaşa bıraktı. Bunda da İsrail öncü rol oynadı. Gazze’de insancıl hukuk kurallarını hiçe sayması yetmiyormuş gibi geçtiğimiz günlerde Batı Şeria’da insanları evlerinin çatısından attı, terörist oldukları gerekçesiyle yargısız infazlar gerçekleştirdi. Daha da önemlisi Hizbullah’a karşı verdiği savaşı yeni bir düzeye çıkartıp çağrı cihazlarını ve telsizleri patlattı.
Bundan sonra herkesin her şeyin silaha dönüşebileceğini, daha da kötüsü barışın gerçek bir barış olmadığını unutmaması gerekiyor. Artık ne yazık ki sürekli savaşın hakim olduğu, devletlerin ya da devlet dışı aktörlerin birbirine alışık olmadık yöntemlerle saldırabildiği bir çağda yaşıyoruz. Bugün en büyük yardımcımız olan cep telefonlarının silaha dönüşebileceğini, konum servislerinin yerimizi sadece ticari amaçlarla kullanmayabileceğini, elektrikli arabalarımızın bomba gibi patlatılabileceğini dikkate almak zorundayız. Bu gelişmenin sonucu sadece devletlerin daha fazla içine kapanması, dünya siyasetinde iddiası olanların kendi teknolojisini kendisi kullanması ve üretmesi olmayacak, güvenlik-özgürlük dengesi çok daha fazla sarsılacak. Güvenlik özgürlük hilafına önemsenecek. Tedbir almayanlar, şimdiden kendi kapalı devre sistemlerini yaratmayanlarsa geçtiğimiz hafta gördüğümüz tarzda saldırılara maruz kalma riskiyle birlikte yaşayacak.
Türkiye’nin mümkün olan en kısa zamanda dünyadan kopmadan, fırsattan istifade deyip sosyal ağaları ya da başka bir şeyi hedefe koymadan, ifade özgürlüğü ile güvenlik arasındaki hassas dengeyi daha çok bozmadan hibrit savaşa, barışla savaş arasındaki gri alana yönelik gerçekçi bir savunma, caydırıcı olma amacıyla biraz da saldırma stratejisi geliştirmesinde, mevcut yeteneklerini arttırmasında yarar var.