Mensur Akgün: İsrail'in bizim için yarattığı en büyük tehdit, bölgesel istikrarsızlığı körüklemesidir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’ni açış konuşmasında söylediği bir kaç kelimenin ciddi yankıları oldu, içeriğini tartışmak, İsrail’in topraklarımızda gözü olup olmadığını konuşmak için özel bir kapalı oturum dahi düzenlendi. Hem oturum sonunda oluşan kanaatten, hem de konunun doğrudan muhatabı tarafından yapılan açıklamalardan bu tehdidin çok da güncel olmadığı, tarihi ve dini belgelere dayandığı anlaşıldı. Akif Beki de üç gün önce köşesinde bu belgelerdeki coğrafi referansların bizim sınırlarımıza kadar ulaşmadığını Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan İslam Ansiklopedisi’ne dayanarak ortaya koydu. Yani günün birinde fanatik bir İsrail Başbakanı ya da bir başkası devletinin sınırlarını binlerce yıl öncesinde var olduğuna inandığı noktaya çekmek istese bile bunun Türkiye’yi içermediğini renkli üslubuyla vurguladı.

İsrail’in bizim için yarattığı ve ileride yaratacağı en büyük tehdit bölgesel istikrarsızlığı körüklemesi, kendisine yönelik saldırılara verdiği cevabı orantısallığın ötesine taşımasıdır. Hiç kolay olmamakla birlikte insan katliamına, soykırıma varan uygulamalara gösterdiğimiz haklı tepkiyle bu ülkenin bizim için oluşturduğu tehdidi bir birinden ayırmamız, en azından yönetim düzeyinde farkı görmemiz şarttır. Çözüm daha fazla tırmanma da değil Filistin sorununun yönetiminde, farklı ajandaları olan aktörlerin 7 Ekim 2023 benzeri oldu-bittilerle tüm bölgeyi savaşa sürükleyebilecek tasarruflarını engelleyecek tedbirleri almaktadır. Bizim Arap dünyasıyla olan ilişkilerimizin sağlıklı sürmesi için de Araptan çok Arap olmamaya özen göstermemiz, yakın geçmişteki tecrübelerimizden ders çıkartmamız gerekir.

Bizim siyasi enerjimizi bölgenin istikrarını sağlamaya, savaşın yayılmasını önlemeye, ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri karşısında Güney Afrika örneğinden yola çıkarak yasal imkanları kullanmayı öğrenmeye ihtiyacımız var. Çünkü belli ki içinde yaşadığımız bölge bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çok sorun üretecek, bizi hissettiğimiz aidiyet yüzünden içine bir şekilde çekecek. Türkiye bölge ve dünya siyasetinin giderek kayganlaşan zemininde bir yandan caydırıcılığını teknolojik atılımlarla güçlendirmek diğer yandan da bölgesindeki istikrarın ana direği olduğunu dünyaya ama herkesten önce kendisine göstermek zorunda. Bizim sanırım artık yeni bir stratejik anlatı oluşturmamızın, daha rafine ve detaylı bölge bilgisine sahip olmamızın, Filistin sorununu şablonlar ötesinde görmemizin zamanı geldi.

Mensur Akgün’ün yazısı