Gezi, dışarıdan bakanlar, olayları yanlı haber kanallarından seyredenler ve elbet eleştirilen, kamuoyunun önünde küçük düşen hükümet açısından öcüydü.
Ancak yolu o günlerde Gezi’ye düşen herhangi birine sorsanız, birbirine benzemez insanların birbirine dokunduğu, saygı duyduğu, ortaklaştığı bir alan olduğunu söyler.
Bu özgürlük ve kaynaşma alanında yekvücut olan taraftarların rolü çok önemliydi. Ancak bu birliktelik hali, “Kabataş’ta deri giysili adamlar türbanlı kardeşimizi dövdü” ve “Camide içtiler” gibi algı manipülasyonlarıyla bozulmaya çalışıldı.
Yalanlar bir bir ortaya çıktı, fakat algı manipülasyonu sürüyor. Çarşı grubuna “müebbet” istemiyle açılan dava da bunun bir parçası.
Parka girişinden Gezi’deki mevcudiyetine, Çarşı taraftarlarının davranış ve söylemlerine bizzat tanık oldum. Beşiktaş “gecesi” sivil polislerin nasıl ortalığı karıştırmaya çalıştığına da.
Elbette bunca kalabalığın içinde, şiddeti körükleyen birileri de olmuştur. Ancak gözünü kırpmadan öldürebilen bir polis gücünün karşısında silahsız duran taraftar grubundan darbeci çıkarmaya çalışmak, tek kelimeyle gülünç.